banner56

Sünnet Kavramı Çerçevesinde Sahabenin Kilit Rolü-2

 Bir önceki yazımızda Hanefî âlimlerin sünnet tanımı ve konumuz açısından önemi üzerinde duracağımızı söylemiştik. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi sünnetin tanımı, sınırlarının tespiti noktasında dinin mübelliğ ve mübeyyini olan Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in merkezi bir konumda olduğu inkâr edilemez. Bununla birlikte özellikle Hanefî âlimlerin sünnetin tanım ve sınırlarının tespiti noktasında dört halife başta olmak üzere sahabeye atfettikleri önem üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Bazı Hanefî âlimlerin yapmış oldukları sünnet tanımlarında “sahabenin yaptıkları”na önemli bir vurgu vardır. Hanefî âlimlerden İftihârüddîn Tâhir b. Ahmed b. Abdurreşîd el-Buhârî (542/1147), Hulâsatü’l-fetâvâ isimli eserinde sünneti, “sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in ve ashabının devamlı yaptıklarıdır” şeklinde tanımlamaktadır.(1)

Merâkı’l-felâh hâşiyesinde Tahtavî (1231/1816), es-Sirâcü’l-vehhâc ve el-Cevheratü’n-neyyira müellifi Radıyyüddîn Ebû Bekr b. Alî b. Muhammed el-Haddâd (800/1398) da benzer bir tarif yaparlar: “Sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in veya ondan sonra sahabenin yaptıklarıdır.”(2)

İbn Kemal Paşa (940/1534), Îzâhu’l-ıslâh isimli eserinde sünneti, “bazı kereler terk etmekle beraber Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in veya raşid halifelerin ibadet yönüyle devamlı yaptığı şeylerdir” şeklinde;(3) Allâme Abdülaziz el-Buhârî (730/1329) de, “sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in ve ondan sonra halifelerin devamlı yaptıkları şeylerdir” şeklinde(4) tanımlarken, İbnü’l-Hümâm (861/1457), et-Tahrîr isimli eserinde, “sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den veya raşid halifelerden veya onlardan bazısından nakledilen dinî yol” şeklinde tanımlar.(5)

Gâyetü’l-beyân müellifi İtkânî (758/1357, et-Tebyîn şerhu’l-Müntehabi’l-Hüsâmî isimli eserinde, “Sünnet, Rasûlullah’dan veya sahabeden nakledilen dinî yoldur” tanımını şu şekilde izah etmektedir: Bil ki, sünnet, lügatte iyi olsun kötü olsun yol demektir. Buna, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in, “kim güzel bir yol/çığır/sünnet açarsa, ona, bunun ecri ve kıyamet gününe kadar onunla amel edenlerin ecri vardır. Kim de kötü bir yol/çığır/sünnet açarsa, ona, bunun günahı ve kıyamet gününe kadar onunla amel edenlerin günahı vardır” hadisi(6) delâlet etmektedir. Şer’î örfte sünnet ile, ister Rasûlullah’ın ister sahabenin olsun, dinde gidilen yol murad edilir. Öyle ki, Rasûlullah’ın sünneti, raşid halifelerin sünneti şeklinde ifadeler söylenir. Şâfiîlerin hilafına mutlak sünnet, Rasûlullah’ın sünnetine has kılınmaz. Sünnetin hükmü, kişiden bunun yapılmasının istenmesi, terk edenin kınanmasıdır. Çünkü bu, ya Rasûlullah’ın yolu ya da sahabenin yoludur. Bizler, iki yoldan her birini ihya etmekle emrolunduğumuz gibi kaybolmalarından da nehyolunduk.(7)

Yukarıda yaptığımız nakillerden de anlaşılacağı gibi, Hanefî âlimler, sünnetin tanımına başta dört halife olmak üzere sahabenin uygulamalarını da eklemektedirler. Hanefî âlimler, sünnet tanımına sahabe uygulamalarını eklerken, İtkânî’nin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere gerekçelerini de ortaya koymaktadırlar.

Yine bu meyanda Abdülaziz el-Buhârî (730/1329) de, Keşfü’l-esrâr isimli eserinde, “Ramazan ayında Teravih namazına gelince, bu sahabenin sünnetidir. Çünkü Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ona devam etmemiştir. Bilakis ona sahabe devam etmiştir ve yapılması mendûb olmuş, terk edilmesi ise kınanmıştır”(8) şeklinde gerekçelendirmektedir ki, bunun, haklı ve yerinde bir gerekçelendirme olduğunu düşünüyoruz.

Hanbelî âlimlerden İbn Kayyım el-Cevziyye de, “sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in söz ve fiilleriyle veya onun raşid halifelerinin sünnetiyle sabit olan şeydir”(9) diyerek, aynı vurguyu dile getirmektedir.

Hanefî âlimlerin sahabe vurgusunun delillerinden bazıları da, sahabeye uymaya vurgu yapan hadislerdir.

“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz”;(10) “Benim sünnetime ve hulefâ-i râşidin’in sünnetine sarılın…”;(11) “Benden sonra iki kişiye, Ebû Bekir ve Ömer’e uyunuz.”(12) ve benzeri hadisler, sahabenin önemine ve kilit rolüne vurgu yapan ve Hanefî âlimlerin görüşlerini desteleyen hadislerdir.

Düşünce Akla Düşünce

--- "Hafızanın kanunu, aşkın kanunudur. İnsan ancak sevdiğini öğrenir." (Cemil Meriç)

--- -Yolculuğun kendisidir aslolan, varacağımız nokta değil.

Selam ve duâ ile…

13.12.2018

_____________________________________________

(1) Buhârî, İftihâruddin, Hulâsatü’l-fetâvâ, 18a.

(2) Haddâd, el-Cevheratü’n-neyyira, I, 5; Tahtâvî, Hâşiyetü Merâkı’l-felâh, I, 65.

(3) Kemalpaşazâde, Îzâhu’l-Islâh, 4a, 4b.

(4) Abdülaziz el-Buhârî, Gâyetü’t-tahkîk, s. 136. Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-esrâr, II, 447.

(5) İbnü’l-Hümâm, et-Tahrîr, s. 259.

(6) Müslim, “Kasâme” 27, “İlim” 15; İbn Mâce, “Mukaddime” 14.

(7) İtkânî, et-Tebyîn, I, 553, 554.

(8) Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-esrâr, II, 447.

(9) İbn Kayyım, Zâdü’l-meâd, I, 417.

(10) Dârakutnî, el-Mü’tilf ve’l-muhtelif, IV, 1778; Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, II, 275; Beyhakî, el-Medhal, I, 147, 148; İbn Adiy, el-Kâmil, II, 377, III, 200; Abd b. Humeyd, Müsned, II, 30;  İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 898, 923, 925; İbn Hacer, el-Kâfî’ş-şâf, s. 94, 95; et-Telhîsu’l-habîr, IV, 350. Ayrıca bak: Zeylaî, Tahrîcü ehâdisi’l-Keşşâf, II, 229; İbn Mülakkin, el-Bedru’l-münîr, IX, 584.

(11) Ebû Davud, “Sünnet” 6; Tirmizî, “İlim” 16; İbn Mâce, “Mukaddime” 6; Ahmed, Müsned, IV, 126; Dârimî, “İlim” 1; İbn Hibban, es-Sahîh, I, 178; Taberânî, el-Kebîr, XVIII, 245, 246, 248, 249, 257; el-Evsat, I, 28.

(12) Tirmizî, “Menâkıb” 16, 35; İbn Mâce, “Mukaddime” 11; Ahmed, Müsned, V, 382, 385, 399, 402; Bezzâr, Müsned, V, 212; Taberânî, el-Kebîr, IX, 72; el-Evsat, IV, 140, V, 344, VI, 76, VII, 168.

YORUM EKLE