banner56

Sünnet Kavramı Çerçevesinde Sahabenin Kilit Rolü-1

 Sahabe, Kur’ân’ın nüzûlüne şahitlik etmiş, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’e arkadaşlık etmiş, fedakârlıkları ve konumları itibariyle Allah ve Rasûlü’nün övgüsüne mazhar olmuş, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in vefatından sonra bu dinin sonraki nesillere aktarımında kilit konumda olan bir nesildir.

İslâm’ın anlaşılması ve yorumlanmasında Kur’ân’ın nüzûlüne şahitlik etmiş bu neslin kilit bir rol oynadığı inkâr edilemez bir gerçektir. Zira sonraki nesiller, sahabenin aktardığı şekliyle dini bilebilir ve anlayabilirler. Kur’ân’ın Allah Teâlâ’nın kelamı olduğunu söyleyen ve aktaran sahabe olduğu gibi Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in hayatını, siyretini, sözlerini aktaran da sahabedir. Kur’ân’ın nüzûlüne şahit olan nesil olarak, âyetlerin sebeb-i nüzûllarını onlar bilip naklettikleri gibi, âyetlerin anlam ve yorumunu da nakletmişlerdir. Zikredilebilecek daha birçok özellikleri sebebiyle sahabe neslinin İslâm ümmeti için kilit bir role ve vazgeçilmez bir konuma sahip olduğu kabul edilmiştir.

Vahyin canlı şahidi olan, Kur’ân ve Sünnet’i daha sonraki nesillere ulaştırmada köprü vazifesi gören Sahabe-i kiram, Allah Teâlânın övgüsüne mazhar olmuş; mutedil bir ümmet oldukları(1), Allah ve Rasûlü’ne iman edip tam teslimiyet gösterdikleri ve büyük ecir kazandıkları(2), Allah’ın kendilerinden, kendilerinin de Allah’tan râzı oldukları ve ebedî kalacakları cennetin onlar için hazırlandığı(3) beyan edilmiştir. Ayrıca kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametli olan, Allah’ın rızâsını kazanmak için ibadet eden, Tevrat ve İncil’de de övülen, kendilerine af ve mağfiretle büyük mükâfat vaad edilen(4) bu neslin, Allah ve Rasûlü’ne yardım eden sadık müminler(5) ve seçkin kişiler oldukları(6), ihtiyaçlarına rağmen başkalarını kendilerine tercih ettikleri ve kurtuluşa erdikleri(7), affedildikleri(8), gerçek müminler olarak bağışlanacakları ve âhirette cömertçe rızıklandırılacakları(9) ifade edlimiş, faziletlerine ve ayrıcalıklarına işaret edilmiştir.

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, ashabın mallarını ve evlerini müslüman kardeşleriyle paylaşacak kadar fedakâr, Rasûlullah’a zarar gelmemesi için ölümü göze alacak kadar ona bağlı, din uğrunda baba, evlât ve akrabalarıyla savaşacak kadar samimi olduklarını gördüğü bu nesli, “insanlık tarihinin en hayırlı nesli”(10), “ümmetin en hayırlıları”(11), “cehennem ateşinin yakmayacağı kimseler”(12) gibi ifadelerle övmüştür. Ayrıca ümmetin onlara ikramda bulunmasını ve iyilik etmesini, onları çekiştirmemesini(13) emretmiş, onların yaptığı bir müdd’lük yardımın başkalarının Uhud dağı kadar yardımına bedel olduğunu(14) söylemiş, diğer insanların fazilet itibariyle onların derecesine erişemeyeceğini bildirmiştir.

Yazımızın başlığını tekil eden sünnet kavramı çerçevesinde sahabenin kilit rolünü anlama sadedinde sünnet kavramının tespiti önem arz etmektedir. Bu sebeple sünnet kavramının tanımı ve muhtevasının iyi tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Sünnet, kullanıldığı ilim dalına göre çeşitli anlam haritasına sahip bir kavram olup, Kelam ilminde bid’atin zıddını; Hadis ilminde Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in söz, fiil ve takrirlerini; Fıkıh Usûlü ilminde şer’î delillerden birini ifade ederken Fıkıh ilminde ise teklifî hükümlerden birini ifade etmektedir. Biz bu yazımızda teklîfî hükümlerden olan sünnet konusunu ele alacak ve sahabenin kilit rolünü ortaya koymaya çalışacağız.

Teklîfî hükümlerden olan sünnetin tanımında âlimler farklı görüşler ortaya koymuşlar; sünneti, “Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in düzenli/devamlı olarak yaptıklarıdır. Bunun hükmü, yerine getiren ecir alır, terk eden ise kınanır”;(15) “vacip/farz ve müstehab dışında Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in sözüyle veya fiiliyle sabit olan şeydir”;(16) “bazı kere terk etmekle birlikte Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in devamlı/sürekli yaptıklarıdır”;(17) “bağlayıcılık olmaksızın devamlı yapılma yoluyla dinde gidilen razı olunmuş yol demektir”(18) şeklinde farklı şekillerde tanımlamışlardır.

Âlimlerin burada zikrettiğimiz sünnet tanımında Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in söz ve fiillerinin merkezi bir konumda ve önemde olduğu görülür. Zira sünnet “dinde gidilen razı olunmuş yolu” ifade etmektedir ve dinin mübelliğ ve mübeyyini de Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’dir ve elbette onun söz ve fiilleri merkezi bir konum ve öneme sahip olacaktır.

Ancak yukarıda örnek olarak yazmış olduğumuz bu minvaldeki sünnet tanımlarına çeşitli eleştiriler yöneltilmiştir. Bu eleştiriler bu sünnet tanımlarının “etrafını câmi ağyarına mâni” olmadığı, bu sebeple de eksik oldukları yönündedir.(Sünnet tanımları ve eleştirileri hakkında geniş bilgi için bak: Abdülhay Leknevî, Sünneti İhyâ Etmek, s. 114-146, Tercüme: Sırrı Fuat ATEŞ, İstanbul 2016)

Bununla birlikte bazı Hanefî âlimlerin sünnet tanımı vardır ki, konumuz açısından dikkat çekici ve önem arz etmektedir. Bunu da inşallah bir sonraki yazımızda ele alalım.

(Devam edecek…)

Düşünce Akla Düşünce

--- Tarihten ders almayandan tarih intikam alır.

--- Bilgi güce tâbi olursa nizâ’/kavga; güç bilgiye tâbi olursa nizam ortaya çıkar. (Taşköprîzâde Ahmed Efendi)

--- “Çiçek kuruduktan sonra yağmur yağsa nolur?”

Selam ve duâ ile…

29.11.2018

_____________________________________________

(1) Bakara 2/143.

(2) Âl-i İmrân 3/172, 173.

(3) et-Tevbe, 9/100.

(4) Fetih 48/29.

(5) Haşr 59/8.

(6) Neml 27/59; İbn Kesîr, Tefsîr, V, 245.

(7) Haşr, 59/9.

(8) Tevbe, 9/111.

(9) Enfâl 8/74.

(10) Buhârî, “Fezâilüs’-sahâbe” 1.

(11) Ahmed, el-Müsned, V, 350.

(12) Tirmizî, “Menâkıb” 57.

(13) Buhârî, “Fezâilüs’-sahabe” 4; Ahmed, el-Müsned, I, 26; Muttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, XI, 539.

(14) Buhârî, “Fedailis’-sahabe” 4; Muttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, XI, 539.

(15) Nesefî, el-Mustasfâ, 8b; Kerderî, el-Fetâva’l-Bezzâziyye, IV, 25.

(16) Şümünnî, Şerhu’n-Nükâye, 6a, 6b.

(17) İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, I, 17; et-Tahrîr, s. 303.

(18) Halebî, Gunyetü’l-mütemellî fî şerhi Münyeti’l-musallî, s. 13.

YORUM EKLE