Rüyalar Bize Ne Anlatır?

İslâm’ı temsil makamında olduğu söylenen ya da öyle görünen/görülen/gösterilen bazı insanların, rüyalardan yola çıkarak insanları yönlendirdiği/yönlendirmeye çalıştığı yaşanan bir gerçektir ve hâssaten FETÖ terör örgütü elebaşının ve örgüt üyelerinin bu hususta zirve yaptığı da bir gerçektir.

Özellikle 15 Temmuz darbe/işgal girişiminden sonra bu terör örgütünün bütün çıplaklığıyla gün yüzüne çıkmış olması ve herkes/her kesim tarafından bir ihanet şebekesi olduğu anlaşılmasından sonra, bu terör örgütüyle aynı frekansta olanlar dışında, herkes/her kesim tarafından bu örgütün faaliyet, eylem ve söylemlerine karşı bir tepki doğmuş; çeşitli eleştirilerle bu terör örgütünün yanlışları, sapıklığı ve ihaneti ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu eleştirilerin omurgasını oluşturan hususlardan biri de şüphesiz ki “rüya” meselesidir.

FETÖ terör örgütü, İslâmî bir cemaat şeklinde teşekkül ettiği/ettirildiği ve İslâmî bir cemaat şeklinde göründüğü/gösterildiği için de, bu terör örgütüne yönelik eleştirilerin merkezinde İslâmî değerlerin/kavramların olması yadırganmamalıdır. Zira cemaat, hizmet, himmet, vakıf, hayru hasenat, kurban, Peygamber Efendimiz’i rüyada görmek, vahiy, melek/Cebrail, ilhâm, âyet, hadis, cennet, cehennem gibi kavramlar İslâm’a ait/İslâm adına kullanılan kavramlardır. Ayrıca himmet toplamak, kurban yardımları, öğrenci bursları, rüya ile yönlendirme/amel etme gibi hususlar doğrudan İslâm’la ilgili olduğu ve İslâm’a göre cevaplandırılması gerektiği gibi, soru çalarak sınav kazanmak, torpille bir makama gelmek, bir makama gelmek için iftira ve kumpaslarla rakibini yok etmek, takiyye yapmak, dış güçlere ajanlık/casusluk yapmak ve vatana ihanet etmek gibi hususlar da İslâm’la ilgili ve İslâm’a göre cevaplandırılması gereken hususlardır.

Özellikle 15 Temmuz darbe/işgal girişiminden sonraki ilk aylarda, biraz da yaşanan travmanın/şokun etkisiyle bu terör örgütüne karşı bazılarınca reaksiyoner/refleksel bir tavır sergilenmiş ve bazı yanlışlara düşülmüştür. Zira reaksiyoner/refleksel tavır insanı hatalara sürükler. FETÖ terör örgütünün ve başka örgütlerin/cemaatlerin ve şahısların, adam devşirmek, yönlendirmek, teşkilatlanmak, büyümek ve güç sahibi olmak adına “dinî/İslâmî değerlerin istismar edilmesi” şeklinde görülen tavır ve bu tavra karşı ortaya konan tepki ve eleştiriler, bize, dinî/İsâmî değerler söz konusu olduğu zaman çok hassas olmanın ve doğru/sahih bilgiye dayalı konuşmanın, bunun yanında akıllı ve firasetli olmanın gerekli ve zaruri olduğunu göstermiştir.

Özel olarak FETÖ terör örgütüne karşı genel olarak da bazı şahıs ve grupların söylemlerine karşı ortaya konulan tavırlarda hataya düşülen hususlardan birisi rüya meselesi; özellikle de Peygamber Efendimiz’i rüyada görme meselesidir. Başta FETÖ terör örgütü elebaşı ve mensuplarının ve bazı şahıs ve grupların abartılı bir şekilde rüya konusunu istismar etmeleri, mensuplarını motive etmek, yeni mensuplar edinmek, hile ve sahtekârlıklarının üstünü kapatmak, güç devşirmek gibi çeşitli maksatlarla rüya meselesini kullanmaları, gerek rüya konusunu istismar edenlere gerek rüya konusuna olumsuz tepkiler doğurmuş, bazıları tarafından İslâm adına neredeyse rüyanın ontolojik olarak varlığı/hakikati inkâr edilecek tavır ve söylemler ortaya konmuştur. Oysa bir şeyin varlığı/hakikati ile o varlığın/hakikatin istismar edilmesi farklı farklı şeylerdir ve değerlendirme/eleştiri yapılırken bunların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Hayatta maddî-manevî alanda hemen hemen her şeyin sahtesine ve istismarına rastlamak mümkündür ve bir şeyin sahtesi var ve istismar ediliyor diye o şeyin varlığı/hakikati inkâr edilemez. Sahte para yapılıyor diye nasıl ki paranın hakikati/gerçekliği inkâr edilemiyorsa, bazı sahtekârlar çıkıyor ve manevî değerler istismar ediyor diye de o değerlerin varlığı/hakikati/gerçekliği inkâr edilemez/edilmemelidir.

İslâm’da Rüyanın Yeri

Rüya, insanla birlikte var olan bir olgudur ve insan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifade ile rüya, fıtrî bir olaydır ve her insan, insan olması hasebiyle rüya görür/görebilir.

Sözlükte “görmek” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’yâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. Sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır.(1)

İnsanların rüya konusuyla ilgilenmeleri insanlık tarihi kadar eskidir. Rüya tabiri konusunda ilk metinler milâttan önce 5000’li yıllarda Asurlular tarafından yazılmıştır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski eser, British Museum’da saklanan ve milâttan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir Mısır papirüsüdür. Burada 200 çeşit rüya tabirine yer verilmektedir. Gerek eski Yunanlılar, Mısırlılar ve İslâm öncesi Türkler’de gerek Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerde rüyanın özel bir yeri olduğu anlaşılmaktadır.(2)

İslâm dini açısından da rüyanın özel bir yeri olduğu görülebilir. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’e ilk vahiy rüya yoluyla gelmiş ve bu altı ay gibi bir zaman sürmüştür.(3) Kur’ân-Kerîm’de “kıssaların en güzeli” şeklinde ifade edilen(4) Yusuf aleyhi’s-selâm’ın kıssası, bir rüya ile başlar, bir rüya ile devam eder ve bir rüya ile sona erer. Yusuf aleyhi’s-selâm, bir rüya sonrası kuyuya atılmış; atılmış olduğu zindanda görülen rüyaları yorumlamış ve yine görülen bir rüya sonucu Mısır’a sultan olmuştur.(5) İbrahim aleyhi’s-selâm, gördüğü rüyada oğlu İsmail’i kurban etmiştir.(6) Yine Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah Teâlâ’nın, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in rüyasının gerkçek/hak olduğunu tasdik ettiği ifade edilmektedir.(7)

Hadis-i şeriflerde de rüyanın insan hayatındaki yerine ve önemine defalarca değinilmiştir. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’e ilk vahiy sâlih rüya şeklinde gelmiş, altı ay müddetle vahiy bu şekilde devam etmiştir. Bir hadiste yirmi üç yıllık vahiy müddeti içerisindeki bu altı aylık zaman dilimine de işaret edilerek, “Müminin sâdık rüyası nübüvvetin kırk altıda biridir” buyurulmuş;(8) vahyin kesilmesine karşılık mübeşşirâtın devam ettiği; mübeşşirâtın da “salih rüya” olduğu bildirilmiştir.(9) Günde beş vakit okunan ezân-ı Muhammedî, Abdullah b. Zeyd’in görmüş olduğu bir rüya ile teşrî kılınmıştır.(10) Hadis mecmualarında “Kitâbü’r-Rü’yâ” ve “Kitâbü Ta‘bîri’r-rü’yâ” başlığı altında Hz. Peygamber’in rüyalarına ve yorumlarına yer verilmiştir. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in sabah namazından sonra sahâbîlere, “İçinizde rüya gören var mı?” diye sorduğu, varsa tabir ettiği belirtilmiştir.(11)  

Ayrıca rüyaların tabir edilmesinin/yorumlanmasın da önemli bir yeri vardır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, rüya tabiriyle ilgili ilk yazılı metinlerin tarihi, M.Ö. 5000’li yıllara kadar gitmektedir. İslâm kültüründe de rüya tabirine önemli bir yer verilmiş ve rüya tabiriyle ilgili olarak çeşitli eserler kaleme alınmıştır. Bunlar arasında rüya tabiriyle ilgili olarak Dânyâl, Ca’fer es-Sâdık, İbn Sîrîn, Ebû İshak İbrâhim el-Kirmânî, Câbir el-Mağribî, Nasr b. Ya’kub ed-Dîneverî, İbn Ebü’d-Dünyâ, Abdülganî en-Nablusî ve Seyyid Süleyman el-Hüseynî gibi müelliflere nisbet edilen eserler önemlidir.(12) Ayrıca tasavvuf ehli arasında rüyalara özel bir yer verilmiş, rüyalarda görülen motiflerin neyi sembolize ettiğini açıklayan birçok eser kaleme alınmış, böylece tasavvuf edebiyatında tâbirnâme, güzârişnâme, ta’bîrât-ı vâkıât, ta’bîrât-ı rü’yâ, rüyânâme, vâkıanâme, seyirnâme gibi isimlerle anılan bir tür gelişmiştir.(13)

Kur’ân-ı Kerîm’de, rüyaların yorumu için “ta‘bîrü’r-rü’yâ”(14), “te’vîlü’r-rü’yâ”(15), “te’vîlü’l-ahlâm”(16), “te’vîlü’l-ehâdîs”(17) tamlamaları ve “iftâ” (hüküm açıklama) kelimesinin çeşitli türevleri(18) kullanılmıştır. “Uykuda yaşanan olayların enfüsî ve âfâkî yönlerini ayırt edip bir karîne ile onların ötesindeki hakikate geçme” demek olan tabir, sembolik bir dilin çözümlenmesidir.(19)

Rüya ve rüya tabiri meselesi, özellikle tasavvuf ilmi ve tasavvuf ehli arasında önemli bir yer işgal eder. İlk zâhid ve sûfîlerden itibaren rüya, tasavvufun önemli bir konusu ve bilgi kaynağı olmuştur. Gazzâlî, Rasûl-i Ekrem’den sonra vahiy gelmeyeceğinden gayb âlemiyle ilişkinin rüya ile kurulduğunu belirtir. Bazı sûfîler, rüyalarında Allah’tan ve Hz. Peygamber’den aldıkları işaret üzerine irşad faaliyetine başlamış; bazı sûfîler de gördükleri bir rüyanın ardından tasavvuf yolunu tutmuştur. Kaynaklarda, sûfîlerin rüyalarında vefat eden velîleri görüp onlara âhiret ve kabir halleriyle ilgili sorular sorduklarına dair birçok örnek nakledilmektedir. Tasavvufî hayatta rüya, mârifet, hikmet, vaaz, irşad, uyarı vb. hususların kaynağıdır. Pek çok dinî ve ahlâkî hakikate rüyada vâkıf olunmuştur. Birçok sûfî, zâhid ve velî, gördüğü rüyaya göre hayatına ve davranışlarına yön vermiştir. Tarikatlarda rüyalar seyrü sülûkün bir parçası olarak görülmüştür. Mürşidin öncelikli görevlerinden biri müridinin gördüğü rüyayı tabir etmektir. Rüyalar sâlikin eğitiminde mürşide yardımcı olmakta, ayrıca sâlik tarafından katedilen mânevî mertebeyi göstermektedir.(20)

Rüya konusunda genel görüşleri derleyen Ali b. Hüseyin el-Mes’ûdî, ruhun dinginlik ve berraklık derecesine göre rüyaların az veya çok gerçek çıkacağını belirtir. Gazzâlî rüyayı, uykuda insan ruhu ile levh-i mahfûz arasındaki perdenin kalkmasıyla levhte yazılı olan şeylerin bazısının insan kalbine yansıması olarak açıklar. Fahreddin er-Râzî de benzer açıklamalar yapar. İbn Haldûn’a göre rüya, uykuda insan ruhunun mânalar âlemine dalması sonucunda gaipten kendisine akseden varlıklara ait şekil ve sûretleri bir anda görmesinden ibarettir. Eğer bu akis zayıf, hayaldeki remzi de açık bir şekilde aksettirmiyorsa tabire muhtaçtır.(21)

Rüya Çeşitleri

Rüyalar genel olarak sâlih/sâdık/rahmânî rüyalar, kâzib/şeytânî rüyalar ve nefsânî rüyalar şeklinde üçlü bir tasnife tabi tutulur.

1- Rahmânî rüya. Rüya denildiğinde ilk akla gelen budur; bu rüyaya “rü’yâ-yı sâdıka, rü’yâ-yı sâliha” da denir. Bu tür rüyayı mübeşşirât diye niteleyen Hz. Peygamber, “insanın metafizik âlemle olan ilişkisi ve oradan aldığı müjdeleyici bilgi ve işaretler” anlamına gelen mübeşşirâtın nübüvvetin sona ermesinden sonra da devam edeceğini bildirmiştir(22).

2- Şeytânî rüya. Şeytanın aldatma, vesvese ve korkutmalarıyla meydana gelen karışık hayaller, düşler, telkinlerdir. Bunların anlatılması ve yorumlanması tavsiye edilmemiştir.

3- Nefsânî rüya. Nefsin hayal ve kuruntuları, uyku esnasındaki dış etkiler ve günlük meşgalelere ilişkin rüyalardır.(23)

Sâlih müminlerin gördüğü rüyalar genellikle müjdeleyici nitelikte olduğundan bunlara büşrâ veya mübeşşire adı verilir. Uyarı niteliğinde olan rüyalar da vardır. Bu tür rüyalara tahrîr (bilgilendirme) rüyaları denilir. İbadet ve taatten uzaklaşan kula bu türden rüyalar gösterilerek tövbeye ve kulluğa yönlendirilir. Sâdık rüyaların üçüncü kısmı ilham rüyalarıdır. Kişi bu tür rüyalarda kendini din ve hayır hizmetlerinde bulunurken görür. İlham rüyalarının gösterilmesindeki amaç kulluğun daha da arttırılmasıdır. Şeytandan veya nefisten kaynaklanan ve adğâsü ahlâm ya da kâbus adı verilen kâzib rüyalar karışık, anlamsız ve genellikle hüzün vericidir.(24)

Rüyanın ilmî değeri

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, rüyanın İslâm literatüründe önemli bir yer işgal ettiği görülür. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim, Hz. Yûsuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edildiğini ve Allah Teâlâ’nın, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in rüyasının gerkçek/hak olduğunu tasdik ettiğinin ifade edildiğini yukarıda kaydetmiştik. Kur’ân-ı Kerîm’de rüyalarla ilgili olumsuz bir ifade geçmediği gibi, hadislerde de olumsuz bir yaklaşım yoktur. Aksine gerek Kur’ân’da gerek hadislerde zikredilen rüyalarda ve rüyayla ilgili nasslarda, rüyaların yol göstericiliğine işaret edilmektedir.

Bu noktada “acaba rüya, İslâmî değer/hüküm açısından ne ifade eder?” sorusunun cevaplandırılması, izah edilmesi ve anlaşılması gerekmektedir. Malum olduğu üzere, bir şeyin/meselenin Allah katındaki değeri/hükmü şer’î deliller vasıtası ile elde edilebilir/bilinebilir. Şer’î delillerin mahiyeti ve onlardan nasıl hüküm elde edileceği meselesi, fıkıh usûlü kitaplarında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Ayrıca bu mesele “ilmin/bilginin kaynağı” konusuyla ilgilidir. İslâm âlimleri, ilmin/bilginin kaynağının akıl, havas/duyu organları ve haber olduğunu söylerler ve konu üzerinde ısrarla dururlar.(25)

 Yine âlimlerimiz, rüya, keşf ve ilhâm’ın ilim/bilgi ifade etmediğini; diğer bir tabirle rüya, keşf ve ilhâmın ilim/bilgi kaynağı olmadığını vurgularlar. Ancak burada unutulmaması gereken husus, âlimlerimizin rüya, keşf ve ilhâmın bilgi kaynağı olmadığını söylemeleri, bunların varlığını/hakikatini inkâr anlamında değil, bunların kişinin kendisi için değil de özellikle başkaları için ilim/bilgi kaynağı olamayacağı; ilim/bilgi açısından “değer/anlam” ifade etmediği hususudur.(26)

Rüya, keşf ve ilhâmın bilgi kaynağı kabul edilmemesinin en önemli sebebi, bunların sübjektif/öznel olmaları; başka bir ifade ile doğrulanamaz/ispat edilemez olmaları ve istismara açık olmalarıdır. Bu sebeple rüya, keşf ve ilhâm, başkaları için bilgi kaynağı; başka bir tabirle “delil” olarak kabul edilmemiştir.

Peygamberlerin dışındaki insanların gördüğü rüyaların bilgi kaynağı olmadığı/delil niteliği taşımadığı ve rüyalara dayanarak hüküm ortaya konulamayacağı hususunda İslâm âlimleri ittifak halindedir.(27) Çünkü rüya, o rüyayı gören kişi için bir gerçeklik olsa da sübjektif/öznel ve istismara açık olması ve hem hatırlanmasında hem de yorumlanmasında hata ihtimali çok yüksek olduğundan aklî ve naklî deliller gibi kesinlik bildirmez ve bağlayıcı değildir. Bu sebeple âlimlerimiz, rüyada Rasûlullah sallalahü aleyhi ve sellem’i görerek ondan tâlimat aldığını söyleyenlere itibar edilmeyeceğini ifade etmişlerdir. Görülen rüya, rüyayı gören kişiden başkasını bağlamadığı gibi rüyayı göreni de bağlamaz. Rüya kişiye has ve ferdî bir bilgi kaynağı olsa da hiçbir zaman genel ve kesin bir hüküm ifade etmez. Peygamberler dışındaki insanların, gördükleri rüya ile kendilerinin amel etmesi de, şer’î hükümlere aykırı olmaması şartına bağlıdır. Mesela bir kimse, rüyasında Hz. Peygamber’in ona, helâl olan bir hususun haram olduğunu, haram olan bir hususun da helâl olduğunu söylediğini görmüş olsa, bu rüyanın hiçbir değeri yoktur ve o kişi bu rüyaya göre amel edemez. Zira sübjektif bir özellik taşıyan rüyaya dayanarak, nasslarla sabit hükümler terk edilemez.(28)

Sonuç olarak şunları söylememiz mümkündür: Rüya, varlığı inkâr edilemeyecek bir gerçekliktir ve her insan şöyle ya da böyle rüyalar görebilir. Özellikle sâlih/sâdık rüyalar, doğru tabir edilirlerse o rüyayı gören insanlar için yol gösterici olabilir ve “nübüvvetin kırk altıda biri” olarak nitelendirilen mübeşşirâttan sayılabilir. Rüyalar, özellikle başkaları için delil/bilgi kaynağı olmadığı gibi, rüyayı gören kişi için de bağlayıcı değildir. Kur’ân ve hadislerde, rüyaya karşı olumsuz bir yaklaşım olmadığı gibi, aksine rüyaların yol gösterici olduğuna işaret vardır. Kur’ân ve Sünnet nasslarına aykırı olmamak kaydıyla, rüyayı gören kişi gördüğü rüya doğrultusunda amel edebilir. Nasıl ki, sahte peygamberler çıkıyor ve peygamberlik istismar ediliyor diye peygamberlik inkâr edilemezse, rüya meselesi bazı gruplar ve şahıslar tarafından istismar ediliyor diye rüyanın hakikati ve insan hayatındaki yeri de inkâr edilemez/edilmemelidir.

Düşünce Akla Düşünce

--- Hafif acılar konuşabilir ama, derin acılar dilsizdir… (Seneca)

--- Yanan yanana ama pişen yok…

--- İnsanlar en ağır yükleri, sırtlarında değil içlerinde taşırlar…

Selam ve duâ ile…

21.06.2018

_________________________________________

(1) İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 306.

(2) Geniş bilgi için bak: İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 306-309.

(3) Buhârî, “Bed’ü’l-vahy” 1, “Ta’bîr” 1.

(4) Yusuf 12/3.

(5) Yusuf 12/4, 26, 27, 41, 46-55.

(6) Sâffât 37/100-113.

(7) Fetih 48/27.

(8) Buhârî, “Ta’bîr” 5; Müslim, “Rü’ya” 9; İbn Mâce, “Ta’bîr” 1; Tirmizî, “Rü’yâ” 2, 3.

(9) Buhârî, “Ta’bîr”, 5; Müslim, “Salât” 207; Ebû Davud, “Salât” 152.

(10) Ebû Dâvûd, “Salât” 28; İbn Mâce “Ezân” 1.

(11) Buhârî, “Ta’bîr” 47; Ebû Dâvûd, “Îmân” 10; Tirmizî, “Rüya” 10; Dârimî, “Rü’yâ” 13.

(12) İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 308.

(13) Süleyman Uludağ, “Rüya”, DİA, XXXV, 310.

(14) Yûsuf 12/43.

(15) Yûsuf 12/100.

(16) Yûsuf 12/44.

(17) Yûsuf 12/6, 21.

(18) Yûsuf 12/43, 46.

(19) İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 308,

(20) Süleyman Uludağ, “Rüya”, DİA, XXXV, 309.

(21) İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 307.

(22) Buhârî, “Ta’bîr” 5; Tirmizî “Rü’yâ”, 2-3; İbn Mâce, “Ta'bîr” 1.

(23) İlyas Çelebi, “Rüya”, DİA, XXXV, 307.

(24) Süleyman Uludağ, “Rüya”, DİA, XXXV, 309.

(25) Ebü’l-Berekât Hâfızüddin Abdlulah b. Ahmed en-Nesefî’nin Umdetü akîdeti Ehli’s-sünne ve’l-cemâa s. 1, Thk: William Cureton, Londra 1843; Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Tabsıratü’l-edille, I, 24, Thk: Hüseyin Atay, Ankara 1993); et-Temhîd, s. 119, Thk: Cîbullah Hasen Ahmed, Kahire 1406/1986; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâidi’n-Nesefiyye, s. 29-33, Dersaadet 1326.

(26) Geniş bilgi için bak: Ebü’l-Berekât Hâfızüddin Abdlulah b. Ahmed en-Nesefî’nin Umdetü akîdeti Ehli’s-sünne ve’l-cemâa s. 2; Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Tabsıratü’l-edille, I, 34; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâidi’n-Nesefiyye, s. 45, 46; Debûsî, Takvimü’l-Edille, s. 392-399; Serahsî, el-Usûl, II, 95, 185; Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, III, 304, 310, 518; Sem’anî, Kavatı’ul-Edille, V, 120-132; Molla Fenarî, Fusûlü’l-bedâyi’, 2/391; Şevkânî, İrşadü’l-Fuhûl, II, 1020, 1021; Zerkeşî, el-Bahru’l-Muhit, VI, 106; Şatıbî, el-İ’tisâm, I, 262, 263.

(27) Güzelhisârî, Menâfiu’d-dekâik şerhu Mecâmiı’l-hakâik, s. 137; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 48.

(28) Geniş bilgi için bak: Karâfî, el-Furûk, IV, 409-417, Beyrut 1418/1998; Şâtıbî, el-İ’tisâm, I, 189-192, Beyrut 1408/1988.

YORUM EKLE