banner56

Kur’ân Nedir?

İslâm âlimleri tarafından, Kur’ân’ın,  “Allah’ın mu’ciz kelamıdır” şeklinde kısa tanımlardan Kur’ân’ın vasıflarını içeren tanımlara kadar çeşitli tarifleri yapılmıştır.(1) Yapılan bu tariflerde Kur’ân’ın bazı yönlerine vurgu yapılarak öne çıkarıldığı görülmektedir. Nureddin Itr, âlimlerin Kur’ân tanımının Kur’ân’a bakış açılarına göre değiştiğini, ona “mu’ciz kelâmdır” demenin yeterli olacağını ifade etmektedir.(2)

 Âlimler arasında “Kur’ân, Allah’ın mu’ciz kelâmıdır” şeklinde kısa ve öz tanım yapanlar olduğu gibi, Kur’ân’ın genel özelliklerini içine alacak şekilde daha uzun tanım yapanlar da olmuştur. Yapılan bütün tanımlar göz önüne alındığında, Kur’ân’ı şu şekilde tanımlamamız mümkündür:

"الْقُرْآنُ: هُوَ كَلاَمُ اللهِ الْمُعْجِزُ، الْمُنَزَّلُ عَرَبِيًّا عَلَى خَاتَمِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم، بِوَاسِطَةِ الْأَمِينِ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ، الْمَكْتُوبُ فِي الْمَصَاحِفِ، الْمَنْقُولُ إِلَيْنَا بِالتَّوَاتُرِ، الْمُتَعَبَّدُ بِتِلاَوَتِهِ"

“Kur’ân, Cibrîl-i Emîn vasıtasıyla, peygamberlerin ve nebilerin sonuncusu Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’e Arapça olarak indirilen; Mushaflarda yazılı olan; tevâtürle bize nakledilen; tilâvetiyle ibadet edilen Allah’ın mu’ciz kelâmıdır.”

Verdiğimiz bu tanım, Kur’ân’ın mahiyetini/vasıflarını, neyin Kur’ân sayılıp sayılamayacağını ortaya koymaktadır. Yapılan tarifte Kur’ân’ın bazı özellikleri zikredilmektedir ki, bunlar aynı zamanda Kur’ân’ın mahiyetini de oluşturmaktadır. Diğer bir ifade ile bir şeyin Kur’ân sayılması için tanımda zikredilen vasıfları taşıması lazımdır. Bu vasıfları taşımayan bir şey Kur’ân sayılmaz. Bu tarife göre Hz. Peygamber’e indirilmeyen kitap ve sayfalara, Kur’ân’ın tercümesine veya Kur’ân’ın mânalarının Arapça olarak başka kelimelerle ifade edilmiş şekline, Hz. Osman’ın mushaflarının hattına uymayan kıraatlere ve kutsî hadislere Kur’ân denilemez.(3)

Yaptığımız yukarıdaki tanımı maddeler halinde kısaca izah etmeye çalışalım:

1- Kur’ân, Allah Rasûlü Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’e indirilmiştir. Dolayısıyla Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’e indirilmeyen kitap ve sayfalara Kur’ân denilmez ve bunlar abdestsiz olarak el sürülmemesi ya da namazda okunması gibi Kur’ân hükümlerine tabi tutulmaz. Mesela, namazın rükünlerinden biri olan kıraatta, daha önce indirilmiş kitap ve sayfalardan bölümler okumak câiz değildir ve böyle bir namaz da sahih olmaz.

2- Kur’ân Arapça olarak indirilmiştir. Cenabı Allah, çeşitli âyetlerde Kur’ân’ın Arapça olarak indirildiğini beyan etmektedir.(4) Dolayısıyla Kur’ân’ın en önemli özelliklerinden biri Arapça olmasıdır. Murad-ı İlâhî, insanlığa göndermiş olduğu son mesajın Arapça olması şeklinde tecelli etmiştir. Dolayısıyla Kur’ân’ın tercümesine veya Kur’an’ın mânalarının Arapça olarak başka kelimelerle ifade edilmiş şekline Kur’ân denilemez. Kur’ân’ın Arapça dışında herhangi bir dille ifadesi; diğer bir ifade ile Kur’ân’ın herhangi bir dile yapılan tercümesi Kur’ân sayılmaz ve Kur’ân hükümlerine tabi tutulmaz. 

Ayrıca Kur’ân, lafız ve mana olarak Allah’ın kelamıdır. Yani Cebrâil aleyhi’s-selâm Kur’ân’ın manasıyla birlikte lafzını da getirmiştir. Kur’ân’ın sadece manasının indirildiğini, lafzının ise Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem tarafından oluşturulduğunu söylemek, en basit ifadesiyle Kur’ân’ın tahrif ve ta’tiline götüren bir söylemdir ve bildiğimiz kadarıyla modern dönemlere kadar bid’at mezhep mensupları da dâhil hiçbir âlim böyle bir şey söylememiştir. “Manası Allah’a lafzı Rasûlullah’a ait olan” diye tarif edilen ve Kutsî Hadis olarak isimlendirilen hadislere bile Kur’ân denilmemektedir.

Kur’ân’ın Arapça olarak indirildiğini açıkça beyan eden âyetlerin yanında Kıyâmet sûresinde geçen, “(Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân'ı okurken unutmamak için) acele edip dilini (Kur'ân'la) hareket ettirip durma. Onu toplayıp (kalbine yerleştirmek ve sana) okutmak bize düşer. Onu (sana) okuduğumuz zaman, onun okunuşunu dinle. Sonra onun açıklanması yine bize aittir.”(5) âyet-i celîleleri de Kur’ân’ın lafız ve mana olarak indirildiğini açıkça göstermektedir.  Zira mananın kalıbı yoktur ve her millet kendi dilinde o manayı kalıba/lafza döker. Eğer Kur’ân sadece mana olarak indirilmiş olsaydı, onun Arapça olarak indirildiğinin ifade edilmesine gerek yoktu. Kıyâmet sûresinde geçen âyetlerde ifade edilen vahiy indiğinde Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in öğrenmek ve unutmamak için Cebrail’in okuyuşuna eşlik ederek dilini hareket ettirmesi; ayrıca onun/Kur’ân’ın okunmasından söz edilmesi, Kur’ân’ın lafzının da Allah tarafından indirildiğini; dolayısıyla lafzının da Allah Teâlâ’ya ait olduğunu gösteren açık ifadelerdir.

3- Kur’ân tevatürle nakledilmiş ve Mushaflara yazılmıştır. Kur’ân’ın tanımında geçen bu vasıf, tevatürle nakledilmeyen kıraatlerin Kur’ân sayılamayacağını ve Kur’ân hükümlerine tabi olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla Hz. Osman’ın mushaflarının hattına uymayan kıraatler, namazlarda okunmaz ve eğer okunursa o namaz sahih olmayacaktır.

4- Kur’ân, tilavetiyle ibadet edilen bir kelamdır. Bu vasfıyla Kur’ân hem namazlarda okunarak hem de namaz dışında okunarak ibadet edilen ve sevap kazanılan bir kelamdır. Namazın rükünlerinden biri olan kıraat rüknü, ancak Kur’ân okumakla yerine getirilmiş olur. Ayrıca Kur’ân tilaveti bizatihi bir ibadettir ve bu yönüyle diğer kelamlardan ayrılır.

Yukarıda verdiğimiz Kur’ân tanımından ve yaptığımız izahlardan da anlaşılacağı üzere Kur’ân, kelamlardan herhangi bir kelam, kitaplardan herhangi bir kitap değildir. Bu sebeple Müslümanın Kur’an karşısındaki pozisyonu/duruşu da buna göre olmalıdır.

Düşünce Akla Düşünce

--- Âkibetinden emin olmak kibirdir. İnsana düşen vâzifesini yapmaktır; âkibetini hesaplamak değil; istikâmeti olanın hesâbı olmaz... (İhsan Fazlıoğlu)

--- "Sahibine üzüntü veren günah, gurur veren ibadetten hayırlıdır." (Sadi Şîrazî)

Selam ve duâ ile…

10.01.2019

__________________________________________________________

(1) Geniş bilgi için bak: Zürkânî, Menâhilü’l-irfân, I, 17-22.

(2) Itr, Nureddin, Ulûmü’l-Kur’ân, s. 10; Birışık, Abdülhamit, “Kur’an”, DİA, XXVI, 383.

(3) Birışık, Abdülhamit, “Kur’an”, DİA, XXVI, 383.

(4) Yusuf 12/2; Ra’d 13/37; Tâhâ 20/113; Şuarâ 26/195; Zümer 39/28; Fussilet 41/3; Şûrâ 42/7; Zuhruf 43/3; Ahkâf 46/12.

(5) Kıyâmet 75/16-19.

YORUM EKLE