banner56

Kurban Kesmenin Sünnet Oluşu Ne Anlam İfade Eder?

Kurban Kesmenin Sünnet Oluşu Ne Anlam İfade Eder?

Kurban bayramının yaklaştığı şu günlerde, kurban kesimiyle ilgili çeşitli tartışmaların yanında, kurbanın hükmünün ne olduğu konusu da kamuoyu gündemine gelmekte ve özellikle kurbanın Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre sünnet olduğu söylenerek, kurban kesmenin hükmünün üç mezhebe göre sünnet oluşunun ifade edilmesi, ifade edildiği ortam, bağlam ve üslup göz önüne alındığında sanki kurban kesilmese de olur; kurban kesilmezse bir şey/günah olmaz algısı oluşmasına/oluşturulmasına meydan vermektedir.

Dinen şartlarını taşıyan Müslümanların kurban kesmelerinin hükmü, İslâm âlimleri arasında ihtilaflı olup, Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe ve bir rivayette Ebû Yûsuf tarafından savunulan, mezhepte de ağırlık kazanan görüşe, Rebîa, Leys b. Sa‘d, Evzâî, Süfyân es-Sevrî gibi bazı müctehidlere ve İmam Mâlik’ten bir rivayete göre vâcip, Ca‘feriyye ve Zeydiyye de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre ise müekked sünnettir. Hanefîler, Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben, “Rabbin için namaz kıl, kurban kes”(1) buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşündedir. Ayrıca Rasûl-i Ekrem’in birçok hadisinde hali vakti yerinde olanların kurban kesmesi emredilmiş veya tavsiye edilmiş, hatta, “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın”(2); “Ey insanlar, her sene her ev halkına kurban kesmek vâciptir”(3) gibi ifadelerle bu gereklilik önemle vurgulanmıştır. Öte yandan kurban kesmeyi Hz. Peygamber hiç terk etmemiştir. Bu ve benzeri delillerden hareket eden fakihler, gerekli şartları taşıyanların kurban bayramında kurban kesmesini vâcip görürler. Sünnet olduğunu ileri sürenler ise Kur’an’da bu konuda açık bir emrin bulunmayışından, Rasûl-i Ekrem’in devamlı yapmış olmasının kurbanın sünnet olmasıyla da açıklanabileceği noktasından, ayrıca bu yöndeki sahâbe uygulamasından hareket ederler.(4)

Gerek kurban konusuyla olsun gerek başka konularla ilgili olsun her mezhebin kendi içinde tutarlı sistemi ve usûlü vardır. Kurban kesmenin vacip olduğunu söyleyen âlimlerle sünnet olduğunu söyleyen âlimlerin kendi usûlleri çerçevesinde konuya yaklaşımları söz konusudur. Kurban kesmenin vacip ya da sünnet oluşunun daha iyi anlaşılması açısından mezheplerin usûlü; özellikle yükümlülük teorisi/teklîfî hükümler açısından meselenin ele alınmasının gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri teklîfî hükümleri Vücûp/Vâcip, Nedb/Mendûb, İbâha/Mübâh, Kerâhe/Mekrûh ve Tahrîm/Haram şeklinde beş kategoride ele alırken, Hanefîler Farz, Vâcip, Sünnet, Müstehap, Mübah, Mekrûh ve Haram şeklinde yedi kategoride ele almaktadırlar. Elbette ki, mezheplerin teklîfî hükümlere bu yaklaşımı, fürû’ hükümlere de yansımış, belki de aynı değerde/önemde görülen birçok fürû’ meselenin hükmü, İslâm âlimleri arasında ihtilaflı olarak görülmüştür.

İslâm âlimlerinin usûlî yaklaşımlarında yükümlülük teorisi/teklîfî hükümler konusundaki ihtilaflarının bir sonucu olarak fürû’ fıkıhta meydana gelen ihtilafların, mana/maksat açısından düşünüldüğünde lafzî ihtilaflar olduğu görülecektir. Kurban kesmek, vitir namazı, vitir namazında kunut okumak, bayram namazları gibi konularda mezhepler arasındaki ihtilaf, tamamen teklîfî hükümlerdeki ihtilafla ilgilidir ve verdiğimiz bu örneklere Hanefîler vacip derken diğer mezhepler sünnet demektedirler.

Konumuz olan kurban kesme örneğinden devam edersek, Hanefîler dışındaki mezhepler kurban kesmenin sünnet olduğunu söylerken, aslında onlar, yükümlülük teorisi/teklîfî hükümlere yaklaşımları doğrultusunda kurban kesmenin farz olmadığını ifade etmektedirler. Üç mezhebe göre Farzla Sünnet arasında teklîfî hüküm yer almadığından, yapılması talep edilen şey, farz değilse sünnet olarak isimlendirilmektedir. Teklîfî hükümleri beşli taksime göre ele alan mezhepler, farz dışındaki bağlayıcı olmaksızın yapılması talep edilen şeylerin hükümlerini genel anlamıyla Mendûb kavramı ile ifade etmekte, yapılması talep edilen şeylerin sevap yönünden derece farkını ortaya koymak üzere de Mendûb kavramı içerisinde Sünnet, Fazilet, Nafile/Tatavvu’ şeklinde kavramlar kullanmışlardır.

Hanefîlerin vacip dediği bir meselede, diğer mezheplerin onun sünnet olduğunu söylemeleri, “yapılmasa da olur” ya da “yapılmadığından hiçbir şey olmaz” şeklinde anlaşılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Hanefîlerin dışındaki mezheplerin bir meseleye Sünnet demeleri, “yapılmasa da olur” demek değil, onun “farz olmadığını” ifade etmektedir.

Bu noktada kurban kesmenin sünnet oluşunu ele alacak olursak, Şâfiî mezhebine göre kurban kesmek, “müekked sünnet ve açık bir şiârdır. Kurban kesmeye gücü yeten kişilerin kurban kesme ibadetini muhafaza etmeleri gerekir.”(5) Konuyla ilgili İmâm Şâfiî, “kurban kesmek, tatavvu’ bir sünnettir. Her ne kadar farz olmasa da onun terk edilmesinden hoşlanmam” demiştir.(6) Hanbelî mezhebinden İbn Kudâme de, “kurban kesmek sünnettir, ancak gücü yeten için onun terk edilmesi hoş değildir” ifadelerini kullanmaktadır.(7)

Bu ifadelerden de anlaşılmaktadır ki, kurban kesmek sünnettir diyen mezhepler de, bu ibadetin yerine getirilmesini vurgulamakta, “sünnettir” demekle “farz olmadığını” ifade etmektedirler.

Sonuç olarak bir meselenin sünnet oluşu, onun önemsiz olduğu, rahatlıkla terk edilebileceği anlamına gelmediği gibi, terk edildiği zaman da hiçbir şey olmaz anlamına gelmemektedir. Zira Hanefîler dışındaki mezheplere göre de şiâr olarak kabul edilen sünnetlerin terkinde kerahet olduğu gibi, diğer sünnetlerin ve hatta teklifi hükümlerden Mendûbun içinde değerlendirilen ve fazilet olarak isimlendirilen şeylerin terkinde bile az da olsa kerahet söz konusudur.

Not: Okuyucularımızın ve İslâm âleminin Kurban Bayramını tebrik eder, sıhhat, âfiyet ve mutluluklar dilerim.

 Düşünce Akla Düşünce

--- Tek başımayım ama yalnız değilim!..

--- Derdi yâr olanın sermayesi derttir!...

--- Derdime vâkıf değil canan beni handân bilir

      Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir

      Söylesem tesiri yok sussam gönül râzı değil

      Çektiğim âlâmı bir ben, bir de Allah’ım bilir     (Fuzûlî)

Selam ve duâ ile…

08.08.2019

_______________________________________________________

(1) Kevser 108/2.

(2) Ahmed, el-Müsned, II, 321; İbn Mâce, “Eâî” 2.

(3) Tirmizî, “Eâî” 18; İbn Mâce, “Eâî” 2.

(4) Ali Bardakoğlu, “Kurban”, XXVI, 437, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002; Geniş bilgi için bak: Mâverdî, el-Hâvî el-Kebîr, XV, 67-73, Beyrut 1419/1999; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 435-436, Kâhire 1388/1968.

(5) Nevevî, el-Mecmû şerhu’l-Mühezzeb, VIII, 383, Dâru’l-fikir, Tarihsiz.

(6) Mâverdî, el-Hâvî el-Kebîr, XV, 73.

(7) İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 435

YORUM EKLE