banner56

YUNUS EMRE

Gönüller sultanı, hak dostu, sevgi aşıgı ve büyük düşünür Yunus Emre 13.yüzyılda yaşamış büyük bir Türkmen Dervişidir. Yunus Emre insanların dinleri, ırkları ne olursa olsun cografi sınırların ve inançların ötesinde tüm insanlıga duyulan sevgi ve aşkı işlemiştir.

21.yüzyıla girdiğimiz şu günlerde tüm dünyada tanık olduğumuz olaylar; bize bütün insanlığın büyük Türk bilgesi Yunus Emre’nin ışığı ile aydınlanabilmesi, onun ve öğretisinin çağdaş nitelikte olduğunun anlatılması gerekliliğini, zaman ve mekânın Yunus Emre’yi bugünlere dek taşımasında dünya görüşü ve felsefesinin eskimezliğini ve her devirde geçerliliğini göstermiştir.

 “Yunus senün sözlerin

Ma’nidür bilenlere

Söylenürse sözlerin

Devri zaman içinde....”

Bizler Yunus’un bu davetine uyarak onu anlamaya, dünya barışı için, sevgi ve kardeşlik için dilimizin yettiğince doğru yorumlayarak anlatmaya çalışmalıyız.

Yunus Emre felsefesindeki anahtar “aşk” sözcügüdür. Tanrıyı, insanı, dogayı, hayatı, düşünceyi, maddi ve manevi olguları, ölümü, ölüm ötesini, imanı kısaca bütün varlığı ve yokluğu bu sırlı sözcük ile tanımlamaktadır. Ona göre her şey aşkın eseri ve her şeyin özü aşktır, sevgidir.

Yunus Emre insanların dinleri, ırkları ne olursa olsun coğrafi sınırların ve inançların ötesinde tüm insanlığa duyulan sevgi ve aşkı işlemiştir.

“Erenler buna kalmadı,

Vardı yoluna durmadı

Hakkı gerçek sevenlere

Cümle alem kardaş gelür”

Dostu düşmanı bir tutmak, adil davranmak, kin beslememek, kişiler arasında sınıf farkı gözetmemek, bagışlamak, gönül almak gibi bütün güzel duygu ve davranışlar sonsuz bir hoşgörünün eseridir.

“Cümle yaradılmışsa bir göz ile bakmayan

Şer’ün evliyasiysa hakikatte asidir..”

Yunus Emre dünyada mutluluğun gönül yapmakla kazanılacağını şu dizeleriyle anlatır;

“Ben gelmedüm da viyiçün

Benim işüm seviyiçün

Dostun evi gönüllerdür

Gönüller yapmağa geldüm”

Yunus’un felsefesi boyun eğmek değil, haksızlığa karşı direnmektir. Haksızlığına şu dizeleri ile karşı durur :

“Görün beylerin merdini binmişler birer ata

Yediği yoksul eti, içtiği kan olusar...”

Duyarsızlar ve özü sözü bir olmayanlar için;

“Taş gönülde ne biter, dilinden agu tüter

Nice yumuşak söylese, sözü savaşa benzer”

Yunus Emre için İlim ve bilgi herşeyden önce okumaktır. Ancak okuyanlar içinde de kendini bilmezlere ve gönül kıranlara hoşgörü ile bakmaz.
“İlim ilim bilmektir.

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır..”

“Bir kez gönül yıkdun ise

Bu kıldığın namaz değül,

Yitmişiki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil...”

Dostluk, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma üstüne söyledigi şu dizelere bakalım.

“Kılavuz ol sen bana

Dönelim dosttan yana

Koyma gel önden sona

Gel dosta gidelim gönül”

“Bir hastaya vardın ise

Bir içim su verdin ise

Yarın arda karşı gele

Hak şarabin içmiş gibi..”

Yunus Emre aşk diliyle, ahenkli bütünsel ve birleştirici bakış açısıyla bir yandan insandaki gerçek insanlığı evrensel bir benlikle insanı insana, insanı doğaya, insanı Tanrı’ya yabancılaştırmayı değil, barıştırmayı seçmiştir. Bu düşünce içinde kendisine evrensel bir benlik oluşturan Yunus Emre kişileri, toplumları varlıkları, Tanrı’yı kendisinden başka saymamış sonsuz hoşgörü, sevgi ve büyük bir aşkla yaklaşmıştır. İnsanlığın bugün Yunus Emre’den öğreneceği çok şey vardır.

“Bu dünyada bir nesneye

Yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere

Gök ekini biçmiş gibi   

YUNUS EMRE KARAMAN’DADIR

Son yirmibeş otuz yıldan bu yana yapılan bütün çalışmalar, yeni belgeler ve  bilgiler ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmalarda Karamanlı aydınlar ve Prof. Dr. İ. Hulusi Güngör ile tarih bilgini ve araştırmacı Merhum ibrahim Hakkı Konyalı’nın büyük emeği geçmiş, Yunus’u bilim dünyasına sunmuştur.

Belgelerin sağlamlığı ve değeri

Yunus Emrenin, soyu, sopu belli bir aziz kişinin neslinden geldigini Topkapı Sarayı Defterhane Hazine-i Humayunu’nda padişahın sadrazamdaki mührü ile mühürlenerek bize kadar gelen bir İl yazıcı” defterinden öğreniyoruz. İl yazıcı defteri defterhane Hazinesi denilen köhne, cedid tapu, Zeamet ve tımar, evkaf, emlak mücmel ve mufassal söyleyen, şaşmayan yanlışsız vesikalardır. Bunların üzerlerinde silinti, kazıntı, kısaltma, ekleme ve değiştirme yapılamaz. Oğuz boylarından indikleri iddia olunan Osmanlı hükümdarları defterlere bir çeşit muhteremlik ve kutsallık verirlerdi. Kanunnamelere göre bu defterler yirmibeş senede bir degiştirilir. Psadişah herhangi bir yurt parçasinin yazılışından şüphe ederse istediği zaman yazımını yenileyebilirdi. Devletin askeri, iktisadi ve siyasi varlığı bu defterlere bağlıdır.

Başbakanlik arşivi 63 sayıda kayıtlı ve H.924, Miladi 1518 yılında Yavuz Sultan Selim adına Karaman Eyaleti Vakıflarını içine alan defterin 2354, sahifesinden, Yunus’un bağlı bulunduğu Aile Reisi İsmail Hacının Horasan’dan cemaati ile Larende’ye (Karaman) gelerek burada yerleşip, yurt edindiği öğrenilmektedir.

Bu belgelerde adı geçen Hacı İsmail Köyü’nü yine adı geçen Hacı İsmail kurmuştur. Bu köyün yeri Karaman’a 29 km uzaklıktadır.

Yine ikinci belge İsmail Hacının ve torunlarının da adı geçen belgeden öğrenildiğine göre Yunus Emre, Karamanoğlu İbrahim Bey’den YERCE adındaki yeri satın almıştır. Kendisi ölünce de mülkü çocuklarına geçmiştir.

İsmail Hacı topluluğunun Vakıfnamelere, mülknamelere  geçmeyen otlak ve benzeri yerlerini Kemal Paşazade (1468-1534) bulmuş ve defterine geçmiştir.

Yunus Emre’nin İsmail Hacı soyundan olduğunu gösteren bu belgelerdeki yerleri, İ.Hakkı Konyalı uzun süre çalışarak bulmuş ve belgelerle uygunlugunu belirlemiştir. 500 yıl önceden gelen bu belgedeki adı geçen yerler bugün de aynı adlarla anılmaktadır.

KARAMAN’DA YUNUS’UN ZAVİYESİ

Yine başka bir belgede (Tapu Kadastro Gn.Md.lüğü eski kayıtlar arşivi yeni 584, eski 254) Konya Evkafının H.992 M.1584 tarihli yazısında Larende'deki Yunus Emre’nin zaviyesinden söz eden bölümünde Yunus Emre’nin babasının adının, İsmail olduğu bildirilmektedir. Kayıt şöyle : Vakf-ı Zaviye-i Yunus Emre İbn-i İsmail Meşhur bi Kirişçi baba der nefs-i Larende”

Yunus Emre şiirlerini bir araya toplayıp, Divan meydana getirdiğini kendisi de söylemektedir.

“Yunus oldu ise adım ne acep

Okuyalar bu benim divanımı”

Yine başka bir şiirinde :

“Yunus Miskin anı görmüş

Eline bir divan almış

Alimler okuyamamış

Bu maniden duyan gelsin”

demektedir.

Karamanoğulları tarihini içine alan Şikari tarihinde, Yunus Emre ile ilgili ve Yunus Emre’nin Karaman’da olduğunu bildiren bölümler mevcuttur.

Ünlü Seyyah Evliya Çelebi, 1648 yılında Karaman’a gelmiş, camileri, türbeleri, ilginç yerleri dolaşmış, buralara ait tarihi bilgileri kitabına koymuştur. İşte, Evliya Çelebi’nin gördüğü yerlerden birisi de Yunus Emre’nin türbesidir.

Evliya Çelebi şöyle diyor :

“Kirişçi Baba Camiinde, Yunus Emre Hazretleri Merkadı (Mezarı) bulunmaktadır. Anın Türkice tasavvufune ebyat-u eş’arı, ilahiyatı meşhur-i afaktır.” C.9

       Yunus Emre'nin dedelerinin Horasan'dan göçerek Anadolu'da ilk yerleştikleri Tekke adlı yerde bulunan İsmail Hacı Tekkesi, mezarı ve çevresi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2006 yılında gönderdiği 434 Milyar Tl.lik ödenekle 2006 yılı içerisinde restore edilecek ve Yunus Emre'nin atalarına ait bu yer de bilim dünyasına kazandırılacaktır.
      Restorasyon için 12 Mayıs 2006 tarihinde Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre'yi Anma Etkinlikleri çerçevesinde bir de tören düzenlenmiştir.

YUNUS EMRE:

YAŞADIĞI ÇAĞ VE ORTAM:

Gönüller Sultanı, Hak ve halk aşığı ve bir Allah dostu olan Yunus Emre 13. Y.Yılda yaşamış bir Türkmen dervişidir. Dünyanın ve Ülkemizin tanıdığı en büyük halk diliyle tasavvuf şiirleri söyleyen ve yazan bir şairdir. Devlet arşivlerinde ve çeşitli belgelerden Yunus Emre’nin Horasan’dan geldiği, Karaman’a yerleştiği ve burada vefat ettiği ve mezarının da Karaman’da kendi adıyla anılan, Yunus Emre Camii bitişiğindeki türbesinde olduğu bilinmektedir. 13 ve 14. Yüzyıllarda Anadolu’nun Moğol akınlarına uğradığı karışık bir dönemde insanların gönüllerine sevgiyi aşılayan ve Anadolu Türk birliğinin, kardeşliğinin oluşmasını sağlayan Yunus Emre Türkmen Dervişi olarak şeyhlik derecesine yükselmiş, kendi zaviyesini kurmuştur. Yunus Emre Türk halkı arasında öylesine sevilmiş ve saygı görmüştür ki, milletin maddi ve manevi bir sıkıntıya düştüğü, bunaldığı bir anda insanlara maneviyat aşılamış, bunalan gönülleri serinletmiş ve insanların derdini paylaşmıştır.Söylediği tasavvufi şiirleri ve ilahileri ile insanları manen huzura kavuşturmuştur.Söylediği şiirlerindeki birlik, beraberlik  ve kardeşlik temalarıyla Anadolu birliğinin sağlanmasında çok büyük katkısı olmuştur.

11. y.yıldan itibaren Malazgirt Meydan Muharebesi ile birlikte Anadolu’nun kapıları Müslüman Orta Asya Türklerine açılmış ve akın akın ilim adamları ile Anadolu’ya gelen Türkler Anadolu’nun değişik yerlerine yerleşerek Müslümanlığı yaymaya çalışmışlardır. Horasandan gelen bu  tasavvuf erbabına Horasan Erenleri denilmiştir. Bunlar arasında Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bayramı Veli, Ahi Evren,Geyikli Baba, Somuncu Baba, Hacı Bektaş-ı Veli, Ateşbaz-ı Veli ve Tapduk Emre gibi din ve tasavvuf büyüklerini saymak mümkündür.Yunus Emre Anadolu’nun göbeğinde doğmuş, buradan ilham almış, bu topraklarda ömür sürmüş ve bu topraklarda ölmüştür. Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı  horantası ile birlikte Horasan’dan kalkarak, o gün Diyar-ı Rum olarak ifade edilen Anadolu’ya (Larende) ye gelerek yerleşmiş ve burada tapulu araziler alarak yurt tutmuştur.

12. Y.yılda Anadolu Selçukluları Anadolu’da büyük bir hakimiyet sağlamışken, 13. y.yıldan itibaren otoritesini kaybetmeye başlaması ile birlikte,13. ve 14. y.yıllar Anadolu’nun büyük siyasi kavgalar ve karışıklıklara sahne olduğu dönemler olmuştur. Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti Moğolların saldırıları ve iç karışıklıklar nedeni ile iyice gücünü kaybetmiş ve Anadolu birliği sarsılmıştır.Horasan Erenleri veya Alp Erenler denilen bu din uluları halk arasına yayılarak yeniden dirlik ve düzenin sağlanması için çaba gösterdiklerine şahit oluyoruz. Selçukluların dağılması ile  Anadolu’da irili ufaklı bir çok beylik ortaya çıkmıştır.Bunlar içerisinde Karamanoğulları Beyliği güçlü bir beylik olarak karşımıza çıkmaktadır. Zamanla çok geniş bir sahaya hakim olan Karamanoğulları bir tarafta Antalya, Isparta, bir tarafta Adana, Sivas, diğer tarafta Ankara’ya kadar uzanmıştır.Karamanoğulları döneminde bu geniş topraklarda bir çok devlet adamı ve bilim adamı yetişmiştir.

 Yüksek   Mühendis Mimar Prof. İ.Hulusi Güngör’ün yapmış olduğu son araştırmalar da göstermiştir ki Yunus Emre, Karamanoğlu İbrahim Bey’den İbrala (Yeşildere) yakınlarında “Yerce” denilen toprakları satın almış ve buraları Yurt edinmiştir. Babasının ismi Kirişçi Baba-İsmail olarak geçer. Karaman’da yaşadığı ve öldüğü Yavuz Sultan Selim’in 1518 tarihli İl Yazısı Defterindeki kayıtlarda ve İstanbul’da Başbakanlık arşivindeki 871 numaralı yeni 63, Konya Defterinin 263 (336) numaralı sayfasında yer alan kayıtlardan Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı’nın mezarı ve kurulmuş bulunan tekkenin Karaman’da olduğu tespit edilmiştir.
 Tarihi kayıtlarda: “Amma Yerce nam yeri bu cemaatten Yunus Emre, Karamanoğlu İbrahim Bey’den satun almış imiş. Elinde mülk namesi vardır. Yunus Emre fevt olup evladına intikal eylemiştir” kayıtları vardır.
 Sanatı ve kişiliği hakkında yüzlerce kitap yazılan Yunus Emre hala halkın dilinde ve gönlünde sevgiyle yaşamaktadır. 1960 yılından beri her yıl  Karaman'da gerçekleştirilen Türk Dil Bayramı ile beraber Yunus Emre’yi anma törenleri de gerçekleştirilmekte, onun kişiliği, sanatı ve insanlara ulaştırmak istediği insanlık sevgisi  anlatılmaktadır.

YUNUS EMRE’NİN HAYATI:

Yunus Emre yaklaşık olarak 1238-1320 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Yaşadığı yerin Orta Anadolu olduğu, ziraatla ve koyunculukla uğraşılan bir çevre olduğu tarihi belgeler ve şiirlerinden anlaşılmaktadır. Bu yerin de  Karaman olduğu tarihi kayıtlarda çok açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Yunus Emre’nin yaşadığı yeri belirten yegane belge Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in  “İl Yazıcı Defteri” denilen resmi kayıt defteridir. İstanbul’da Başbakanlık Arşivcinde bulunan 871 numaralı, Konya Defterinin 236 numaralı sahifesinde kayıtlı olan bu yazı ilk önce Ömer Lütfi Barkan tarafından 1942 yılında ortaya çıkarılmıştır. Bu kayda göre Yunus Emre İsmail Hacı cemaatına mensuptur Bu belgede ismi geçen yerler Karaman’ın doğusunda ve 29 km  uzaklıkta bulunmaktadır. Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı’nın türbesi  ve zaviyesi Tekke isimli bu yerdedir.

Yunus Emre’nin Karamanoğlu İbrahim Bey’den satın aldığı  “Yirce” isimli tarla  da bu bölgededir. Yukarıdaki belgede aynen şöyle denilmektedir: “Amma yirce nam yeri bu cemaattan Yunus Emre  Karamanoğlu İbrahim Bey’den satın almış, elinde mülknamesi vardır. Yunus Emre fevt olup evladına intikal eylemiştir. Ve bunlardan gayrı Kıraçlar Kuyusu  ve Deve kuyusu ve İkisulu kuyu, bunlar İsmail bin Yunus Emre, Şehzadeden tapulayıp  alup kendüye yurt eylemiştir. Elinde temessükü vardır.” denilmektedir.
Yine bu belgenin bir yerinde   “….adı geçen şeyh Hacı İsmail, cemaatinin dervişleri ile Horasan diyarından gelmiş aziz imiş. Buraya gelerek yurt, daha sonra oğlu Musa Paşa ile (bu günkü anlamda paşa değil ,ailenin büyük oğlu anlamında) burada birer zaviye yaptırmışlar. Daha sonra onun oğlu Kevki Çelebi de bir zaviye yaptırarak kendisine uyanlarla burada oturmuştur.” Denilmektedir.
Bu belgelerden  Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı Horasandan gelerek Karaman’a yerleşmiş ve burada kendi adına bir köy kurmuştur. Yunus Emre, Karamanoğlu İbrahim Bey’den  “Yirce” isimli yeri satın aldığına göre (1325-1333) tarihleri arasında  yaşadığı anlaşılmaktadır. Yunus Emre’nin oğlu ve kızı vardı ve ölümünden sonra mülkü çocuklarına intikal etmiştir.
Yunus Emre’nin yaşadığı asır oldukça karışık, siyasi çalkantıların ve iç huzursuzlukların hat safhaya çıktığı bir dönemdir. Selçuklu Devleti çok zayıflamış, Şehzadeler arasında taht kavgaları baş göstermiştir. Devlet merkezi Konya Moğol istilasına uğramış, devlet bir Moğol eyaleti olarak yönetilmeye başlamıştır. Bu karışıklık nedeniyle hayat adeta zindan olmuş, insanlarda yaşama aşkı ve azmi kalmamıştır.

Yunus Emre bu karışık dönemde ortaya çıkmış ve insanları dinin manevi ve huzur verici ortamında teselliye çalışmıştır. Yunus Emre’nin bu dönemde insanlar arasında köy köy, şehir şehir dolaştığı, hatta Konya’ya giderek Mevlana Celaleddin Rumi’nin sohbetlerine katıldığını ve ondan övgüyle bahsettiğini şiirlerinden anlamaktayız.
Yunus Emre’nin şiirlerindeki ifadelerden çok güzel öğrenim gördüğü, bilim sahibi biri olduğu,Arapça ve farsça’yı en azından gerektiği kadar bildiği ve Hıristiyanlık ve Yahudilik hakkında bilgi sahibi olduğu  anlaşılmaktadır.
1991 Sevgi Yılı Yunus Emre broşüründe  “Şiirlerinden ,muntazam bir tahsil gördüğü, Arapça, Farça ve İslami İlimleri, İslam tarihini , kısacası devrinin bütün ilimlerini iyice bildiği sezilmektedir.
İslam Tasavvufunun inceliklerini sadelikle, derinlikle ve hiçbir dar kalıp içerisine düşmeden dile getiren Yunus Emre, büyük bir mutasavvıf ve halk şairidir.

İnsana Değer veren, bütün insanlara  bir göz ile bakan büyük bir Müslüman- Türk insanı olan Yunus Emre hayatı ve ölümü, kainatı, “Mutlak Varlık” esasına göre izah etmiş: Allah, ilahi aşk,varlık-yokluk, hayat- ölüm  meselesi üzerinde durmuş, dünyanın faniliği, “Mutlak Gerçeğe” ulaşmak gibi hususları dile getirmiştir.İslam tasavvuf görüşünü çok sade fakat çok derin olarak en güzel şekilde anlatan yunus Emre, Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir” denilmektedir.

 Yunus Emre aslı asaleti belli, çok güzel tahsil görmüş bir kişidir. Karaman topraklarında yaşamıştır ve Karamanda zaviyesi bulunmaktadır. Türbesi Karaman’da kendi adını taşıyan Yunus Emre Cami bitişiğindedir.

YUNUS EMRE’NİN KABRİ VE MAKAMLARI:

Türk Milleti milli tarihine bağlı, din ve devlet  büyüklerine son derece  saygılı bir millettir. Bu değerlerine karşı hayatlarında nasıl saygı duymuş, hürmet etmişse, ölümlerinden sonra da aynı saygı ve sevgiyi göstermiştir.hatırasını yad etmiş, kabirlerine de gereken itinayı göstermiştir. Bu nedenle Orta Asya’dan başlamak suretiyle bütün Anadolu’yu taradığımızda görürüz ki, ulu  bildiği her din ve devlet adamının kabrini tahrip olmaktan korumuş ve üzerine görkemli türbeler yapmıştır. Her millet diğer milletlere ve toplumlara yetiştirdiği büyük şahsiyetlerle övünmüş ve böyle insanlara sahip olmak için gayret göstermiştir. Yunus Emre’de bu şahsiyetlerden biri olmuştur.Bu nedenle tarihte bir tane Yunus Emre yaşadığı halde ülkemizde 15  yerde Yunus Emre’nin olduğu söylenen mezar bulunmaktadır. Bunlar:
Bursa; Yunus Emre’ye izafe edilen bu mezar Emir sultan’a giden yol üzerindedir. Manisa-Kula Emre Sultan Köyü, Erzurum- Tuzcu Köyünde Yunus Emre ve Tapduk Emre’ye ait olduğu söylenen iki adet mezar bulunmaktadır.İzmir-Tire, Sivas, Niğde, Aksaray-Tapdık Köyünde bir tepe üzerinde Tapdık Emre ve yunus Emre’ye ait olduğu söylenen iki adet mezar bulunmaktadır.Bolu, Ordu- Ünye, Bandırma, Keçiborlu , Afyon- Sandıklı Çat Köy ve Eğirdir ve Uluborlu’da Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen  mezarlar bulunmaktadır. Ancak son yapılan araştırmalarda bu yerlerin bir kısmında böyle bir mezarın bulunmadığı, ötekilerin ise   o bölge halkı arasında saygınlığı olan Yunus isimli bir başka şahısa ait olduğu, ya da  İslam geleneğine uyularak yapılmış makamlardır. Sayılan bu yerlerin  hepsi büyük şöhretinden dolayı Yunus Emre’ye mal edilmiştir. Bütün bu kabirlerde yattığı kabul edilen Yunuslar ya halk arasında söylenile gelen bir hikayeye, ya bir efsaneye (Bektaşi Efsanelerine), yada tarihi belgelere dayanılarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle bir çoğu efsaneden öte geçememiştir.
Bunlar arasında  tarihi belgelerin, Padişah Fermanlarının, İl Yazıcı Defterlerinin, tarihi kayıtların ve  yazma serlerin verilerinden ortaya çıkan sonuçlara göre Karamanlı Yunus ve Eskişehirli –(Sarıköylü) Yunus üzerinde duracağız.Bundan önce tarihi kaynaklarda Yunus Emre ilgili geçen kayıtlara bakmak daha uygun olacağı kanaatindeyiz.

SALNAMELERDE YUNUS  EMRE:

İl Yıllıkları denilen Salnameler bunu hazırlatacak kişi veya devlet adamının inisiyatifine göre geniş veya dar kapsamlı olarak hazırlanmıştır.
Salnamelerin Sivrihisar’la ilgili bölümlerinde  1318 ve 1331 yıllarını kapsayan bölümlerinde burada 8 adet büyük kişinin mezarının bulunduğu, bunlar arasında Yunus Emre ile ilgili hiçbir kayda rastlanmamaktadır.D.Ali  GÜLCAN  “Yunus Emre’nin Kökeni ve yöresi” adlı eserinde: “Ben ihtiyat olarak Eskişehir’in Bursa Vilayetine bağlı bir sancak merkezi olduğu yıllara ait Bursa İli Salnamelerini de gözden geçirdim,hiç birisinde Yunus Emre ili ilgili bir kayda rastlamadım” demektedir.
Konya İli Salnamelerinin 1800 lü yılları Salnamelerinin Karaman bölümlerinde Karaman Büyükleri sayılırken Yunus Emre, Mader-i Mevlana (Mevlana’nın Annesi Mümine Hatun), Ketani Baba ve Alaaddin Rumi (Karabaş Veli) den bahsedilmektedir.
Cahit ÖZTELLİ’nin “Belgelerle Yunus Emre” Adlı eserinde  1330 yılı Konya Salnamesinde ki Yunus Emre ile ilgili şu bilgiler  nakledilmektedir:
“Karaman’da Kirişçi baba  Mahallesinde vaki kirişçi namı diğer Yunus Emre Camii Şerifi mamurdur.Camii Şerifin inşa tarzı kargir, zaviye ise ahşaptır. Mahalline yılda 400 kuruş yakın varidat  getirir akarı vardır.  Evkaf Hazinesinden yılda 400 kuruş ki,  ceman 800 kuruş varidatı olup,İmam, Hatip, Hafız-ı Kur’an, Vaiz, müezzin ve Zaviyedarlara taksim edilmektedir. Camii Şerifin içinde mübarek eşyalardan Sakal-ı Şerif  bulunduğu gibi bitişiğinde ufacık bir hücre içerisinde  dahi Yunus Emre ile Tapduk Emre’nin mübarek kabirleri  Müslümanlar tarafından  ziyaret  edilmekte ve şifa talep edilmektedir. Cami avlusunda bir de sarnıç  ve sayfiye olup,zaviye içerisinde ayrıca mevcut olan havuz ile yeşillikler görülmektedir. İnşa tarihi 750 Hicri yılıdır.(Miladı 1349-1350)

EVLİYE ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE YUNUS EMRE:

Ünlü Seyyah Evliya Çelebi meşhur eseri Seyahatnamesinde 1648 yılında Karaman’a geldiğini ve Karaman’ı gezdiğini Karaman’da Yunus Emre’nin türbesini de gördüğünü belirterek şöyle der: “Kirişçi Baba Camiinde, Yunus Emre Hazretleri merkad’i (mezarı) bulunmaktadır. Anın Türkice tasavvufane ebyat-ı eş’arı, ilahiyatı meşhur-ı afaktır” demektedir.Görüldüğü üzere Evliya Çelebi 1600 lü yıllarda ki bu ziyaretinde Yunus Emre Türbesini ve merkad’ini tespit etmiş ve meşhur eserine almıştır.

İL YAZICI DEFTERDLERİNDE YUNUS EMRE:
 
 Başbakanlık Arşivinde bulunan 1518 tarihli Yavuz Sultan Selim Han’a ait İl Yazıcı Defterinde bulunan belge:
“Karye-i Şeyh Hacı İsmail an kaza-i Larende mezbur Şeyh Hacı İsmail an cemaatin dervişleri ile diyar-ı Horasandan gelmiş, aziz imiş, bunda tavattun edip, badehu oğlu Musa Paşa bunda bir zaviye bina edip, badehu anın oğlu Güveği (Kevki ) Çelebi dahi bir zaviye bina edip etbaı ile sakin olup ellerinde ber vech-i vakfiyyet tasarruf yerleri vardır.Hariçten ziraat edenler öşürlerin vakfa virüp, zaviyede sarfolunup, kendileri ve dervişleri avarızdan ve resm-i ganemden ve resm-i çiftten muaftırlar.” Denilerek Yunus Emre’nin neslini, geldiği yeri , soyunu ve Larende’de  mülk satın alıp, yerleştikleri padişah Fermanı ile vesikalandırılmıştır.


SARIKÖYLÜ YUNUS VE SARIKÖY EFSANESİ:

 Sarıköy eskiden  Sivrihisar’a bağlı bir köy iken daha sonra Eskişehir’e bağlanarak bir ilçe yapılmıştır. Sarıköyde Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen mezar, köye üçyüz metre uzaklıkta küçük bir tepenin üzerinde bir yıkıntı halinde köy mezarlığının içinde  basit bir mezardır. Aslında kitabımızın baş tarafında söylediğimiz gibi Türk Milleti ulu bir kişi olarak bildiği din ve devlet ulularına gerek sağlıklarında ve gerekse ölümlerinden sonra son derece hürmet ve saygı duymuştur. Bunun nişanesi olarak da  mezarının üzerine bir türbe yapmışlardır.Oysa Yunus Emre gibi her faniye nasip olmayacak bir üne sahip kimsenin mezarının da üzerinde bir türbe olmalıdır.Dini örf ve adetlere son derece itibar edilen bir devirde sıradan basit bir kimse gibi dek gele bir yere gömülmesi ve de üzerine basit de olsa bir türbe yapılmaması mezar ile ilgili bir çok soru işaretini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle gerek ilim çevrelerinin ve gerekse araştırmacıların gözünden kaçan bu basit mezar bile Yunus Emre’nin burada yatmadığının en büyük kanıtıdır.
 Yunus Emre’nin sarıköyde olduğunu savunanların sarıldıkları kaynakların başında Bektaşi Velayet-Nameleri gelmektedir.Bu Menakıp-Namelerde gerçek dışı bir takım hurafeler bulunduğu ilim çevrelerince kabul edilmiştir.Şemseddin Tekindağ hoca Meydan Dergisi 15 Haziran 1965 tarihli nüshasında Bektaşi Velayet-Nameliri için “Baştan başa sürnaturel unsurlarla dolu olup,tarihi bir hüviyet arzetmekten uzaktır.” Demektedir. Her fırsatta Yunus’un Sarıköylü olduğunu söyleyen Abdulkadir Gölpınarlı Hoca da “Yunus Emre Hayatı ve Tüm Şiirleri” adlı eserinde Bektaşi Velayet-Nameleri hakkında “Yunus Emre’nin Sarıköyde gösterildiği ve o köyde medfun bulunduğu gösterilmektedir. Bu eser önceden de bildirdiğimiz gibi ve bilhassa Bektaşi inançlarını Hacı Bektaşi Veliye bağlı olanların rivayet ve kanaatlerini tespit eden destani bir eserdir ve bu eserden çok sıkı bir inceleme ile faydalanılabilir” demektedir. Bu nedenle insanı uçurup,kaçıran, gerçek dışı bir takım hurafelerin anlatıldığı Bektaşi Velayet-Nameleri tarihi bir kaynak ve sağlam bir belge olmaktan çok uzaktır.
 Sarıköyle ilgili belgelerden birisi de Kanuni Sultan Süleyman devrine ait ve Ankara Kuyudat-ı Kadime Arşivinde bulunan bir vakıf kaydıdır ki, burada ismi geçen Yunus, Yunus Emre değil Yunus Emir Bey  isminde bir zattır. Abdulkadir Gölpınarlı Hoca burada geçen Emir kelimesini Emre’ye çevirerek “Yunus Emre Bek’in Eskişehirin Sivrihisar kazasına bağlı Sarıköy’de çiftliğini, zaviyesine vakfettiği kayıtlıdır.” diyerek  Yunus Emir Bey’i Yunus Emre haline getirmiştir.

SARIKÖYDE MEZAR AÇMA HADİSESİ:

Sarıköy’de Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen, köyün üçyüz metre  uzağında küçük bir tepenin üzeride bulunan mezar 28 Haziran 1946 tarihinde bir heyet huzurunda açılmıştır. Açılan bu mezar:
1- Yunus Emre’nindir denilen mezar 28 Haziran 1946 günü açılmıştır.Mezarda zemin seviyesinden 30 cm kadar derinlikte ,üzeri hasır örtülü bulunan mezar içerisinden 10-15 kadar mezar çıkmıştır.Bu kazı hakkında tutanak hazırlayacak olan kurul üyeleri, açığa çıkan bu manzara karşısında  birbirleri  ile tartıştığı kurul üyelerinden Kemal Güngör’ün anlattığını Cahit Öztelli  1971 yılında İstanbul’da düzenlenen “Uluslararası Yunus Emre Semineri” ndeki konuşmasında anlatmıştır. Bu durumu diğer bir komisyon üyesi olan Adnan Saygun da doğrulayarak “Evet Cahit Öztelli doğru söylüyor. Mezarın açılışında bende vardım. Gerçekten 15 kadar iskelet çıktı. Ama … bazı sebeplerden dolayı bunu açıklamadık.,..” demiştir.Cahit Öztelli “Belgelerle Yunus Emre” adlı kitabının 67. sahifesinde : “ Mezarın açılışında bulunan ve rapor heyet üyeleri şu kişilerdir: Halim Baki Kunter, Ahmet Adnan Saygun, Kemal Güngör, Raci Temizer ve Hasan Bıçakcı idi.
   Kurul üyeleri arasında Yunus ile ilgili tek bilgi sahibi Halim Baki Kunterdir. O da toprak yığınından başka bir şey olmayan mezar başına yüzde yüz inanarak gitmişti. Fakat mezar açılıp ta onbeş iskelet çıkınca büyük bir hayal kırıklığına uğramış, kurul üyeleri rapor hazırlama konusunda aralarında büyük bir tartışma çıkmış, sonunda “halkın duygularını incitmeme” gibi bir gerekçe ile rapor yazılmıştır. Ama raporu Kunter’den başka kimse imza etmemiştir. O da heyet başkanı olarak imza koymuştur” bilgisini verdikten sonra devamla:
 “Bu anlattığım olaya ait bilgileri bana merhum Kemal Güngör anlatmıştır. Raci Temizer de Bu mezarın, değil Yunus Emre’ye , herhangi bir Müslüman’a dahi ait olamayacağı gerekçesi ile itiraz ettiğini;  mezardan onbeş iskelet çıktığını ve öteki hususları Karaman’da yapılan anma töreni sırasında itiraf etmiş ve “O zamanlar Yunus’un başka yerde, özellikle Karaman’da yattığını bilmiyorduk. Onun için H.Baki Kunter’in ısrarı ve halkın hissiyatına gölge düşürmemek için ses çıkarmadık” dediğini ifade etmiştir.

 Bütün bu hadiseler göstermektedir ki Yunus EEmre'nindir denilen mezardan bir çok iskelet çıkmış, mezarı açan heyet üyeleri arasında bir tartışma yaşanmış ve bir onucca varılmadan heyet oradan ayrılmıştır. Bu nedenle Yunus'un mezarının burasının olması çok zayıf bir ihtimaldir.

YUNUS EMRE’DEN ŞİİRLER

                          
MÜNACAT-I MUHAMMED

Ya Rabbi settar-ul uyub,senden dilerim ümmetim
Ya Hayyu Ğaffar-uz Zünub, senden dilerim ümmetim
Bu dem münacat eyleyip bin dürlü hacet söyleyip
Özüm melamet eyleyip, senden dilerim ümmetim

Yüce kıldım himmetimi kim,  kurtaram ümmetimi
Esirgegil ben yetimi, senden dilerin ümmetim

Atam anam istemezem, dünya kaygısın yemezem
Ümmetim elden komazam, senden dilerim ümmetim

Yüzümü yere (v) uruban, kapılara doğru duruban
Şükrane canım verüben, senden dilerim ümmetim

Bu dem ki doğdum anadan, geçtim bu fani haneden
El yumuşam viraneden,senden dilerin ümmetim

Şimdi ki başım kaldıram, gözüm yaş ile dolduram
Ahın cihana bildirem, senden dilerin ümmetim

Ümmetim için gelmişem, himmeti yüce kılmışam
Milk-i can’a gelmişem, senden dilerim ümmetim

Çün bu konağa konmuşam, himmet atına binmişem
Ümmet oduna yanmışam, senden dilerim ümmetim

Gelmemişem uçmağ içün, ya huriler kuçmağ içün
Şol bir avuç toprağ içün, senden dilerim ümmetim

Adım Muhammed veresin, derdim yine sen bilesin
İn’am-u ihsan kılasun, senden dilerim ümmetim

Katlandım ümmet gücüne, bakmazam ayruk ucuna
Kalmagil ümmek suçuna, senden dilerim ümmetim

Ol Tur-ü Sina hakkıyçün, Mekke vü Mina hakkıyçün
Şehr-i Medine hakkıyçün, senden dilerim ümmetim

Sensin Ahad, sensin Samed, ihsanına yoktur aded
Bu Yunus’a irgür meded, senden dilerim ümmetim.

 


CEVAB-I HÜDA

Lütf edüben eydür Huda, ümmetine çekme cefa
Bu dem sana kıldım ata, bağışladım ümmetini

Ümmeti benden diledin, himmet kılıcın biledin
Muştuluk olsun eyidin, bağışladım ümmetin

Kaldır başını ey Habip, dertlilere sensin tabip
Ümmetini etme garib, bağışladım ümmetini

Adını Ahmet vermişem, şeytanı senden sürmüşem
Küffarı feda kılmışam, bağışladım ümmetini

Dertlilere verdim deva, hacetini kıldım reva
Beni seven seni seve, bağışladım ümmetini

Döndün yüzünü arş’ıma, döşendi döşek ferş’ime
Gel bari durma karşıma, bağışladım ümmetini

Ümmetini hep göçürem, tezcek sırat-ı geçirem
Kevser şarabın içirem, bağışladım ümmetini

Nice göz yaş edesin, hem bağrına baş edesin
İn’amı faş edesin, bağışladım ümmetini

Ey yer-ü göğün serveri, bilsin seni ins-ü peri
Ahir zaman peygamberi, bağışladım ümmetin

Lütf edüben eydür Ğani, asilere verdim seni
Senden dönen sanma beni, bağışladım ümmetini

Ümmetin od’a yakmayan, suçun başına kakmayan
Senin sözünden çıkmayan, bağışladın ümmetini

Sen yetimler başısın, yanmış ciğerler aşısın
Ümmetinin yoldaşısın, bağışladım ümmetini

Yüz bin şükür sultanımız, yine sevindi canımız
Çünkü dedi Sübhanımız, bağışladım ümmetin

Yunus Emre’m der zi-safa, Peygamberindir Mücteba
Çün Hak dedi “Ya Mustafa”! bağışladım ümmetini.


ŞİİR:

Ben bunda garip geldim, ben bu ilden bizarem
Bu duşgarlık duzağın, demi geldi uzarem

Ben bu ışık kitabını, okudum tahsil kıldım
Hacet değüldür bana, ağa kara yazarım

Dört kitabın manisi, tamamdır bir elifte

Ni didürmen siz bana, yeni diyicek azarem

Bir elif tahsil eden, münezzehtir alemde
Endişe ikliminde, niçin düzüp gezerem

Yetmiş iki millette, suçum budur hak didüm
Korku hiyanete dür, pes niçün kızarem


Şeriat oğlanları, nice yol ide bana
Hakikat deryasında, bahri oldum yüzerem.

Çün ben suçum bildim,ben anı bende buldum
Mansurem dare güldüm,kül oluben tozarem

Dost bana gülsen dimi, çün benim kaydım yemiş
İş bu yüzün karasın, teberrükler düzarem

Yunus bu kuş dilüdür, bunu Süleyman bilir
Gerçek eren bu yolda, ne didüğün sezerem.

                            ŞİİR

Hak nuru aşıklara , her dem  nüzul değülmü
Kime kim nüzul değmez, ışıktan mazul değülmü

Minel kalbi ilel kalbe, yol var dimişler erenler
Her gönülden gönüle,dost doğru yol değimli

Gargasıyla bülbülü,bir gafese koysalar
Birbiri sohbetinden,dayim malum değülmü

Öyleki garga diler, bülbülden ayrılmağı
Bülbülün de gönlünde, maksudu şol değülmü

Cahille arifin , misali şuna benzer
Cahilin arif katında, imanı malum değülmü

Yetmiş iki milletin, sözünü arif bilir
Yunus Emer sözleri daim us değülmü


                            ŞİİR

Ben dervişim diyen kişi
İşbu yola ar gerekmez
Derviş olan kişilerin
Gönlü gendir dar gerekmez

Derviş gönülşüz gerektir
Sövene dilsiz gerektir
Dövene dilsiz gerektir
Halka beraber gerekmez

Halka benzetmeye işin
Sür gönülden teşvişin
Yüz bini birdir dervişin
Arada ağyar gerekmez

Eğer derviş isen derviş
Cümle alem sana biliş
Fodulluğu hulka değiş
Arada ağyar gerekmez

Derviş olan kişinin
Miskinliktir sermayesi
Miskinlikten özge bize
Hal-ü mülk-ü şar gerekmez

Er elini aldın ise
Ere gönül verdin ise
İkrar ile geldin ise
Pes ere inkar gerekmez

Yunus sen gördün bir eri
Artırma gördüğün biri
Şudur budur deyü beni
Derviş tarumar gerekmez

                     ŞİİR
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber veriler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber veriler

Kimisi dördünde kimi beşinde
Kimisinin tacı yoktur başında
Kimi altı kimi yedi yaşında
Ne söylerler ne bir haber verirler

Kimisi bezirgan kimisi hoca
Ecel şerbetini içmekte güç a
Kimi ak sakallı kimi pir koca
Ne söylerler ne bir haber veriler

Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Xll. ve Xlll. YÜZYILLARDA TÜRK DİLİ:

 Osmanlınıın  son dönemlerinde başta  Aydınlarımız arasında olmak üzene belirli kesimler arasında  Fransızca konuşup yazmak, günümüzde de İngilizce konuşma merakı ve ayrıcalığının  toplumumuzu sardığı  gibi, 12. ve 13. y.yılda da   bilim adamları ve saray  erkanı arasında  Arapça ve Farsça konuşup, yazma merakı   yayılmıştır. Düşüncelerini halka yaymak amacıyla, avam dili veya  halk dili sayılan Türkçe’yi kullanan, ya da halk arasında yetiştiği için eserlerini Türkçe yazmak zorunda kalan şairler olmasaydı,  Türkçe  unutulacak ve de Türk Dili ve Edebiyatının gelişmesi daha uzun yıllar gecikmiş olacaktı.

 Türkçe‘nin o günkü durumunu Aşık Paşa şu beyitlerinde çok güzel dile getirmektedir.

Gerçi kim söylendi bunda Türk dili
İlle  ma’lum oldı ma’na menzili

Çün bilesin cümle yol menzillerin
Yirmegil sen Türk’ü Tacik dillerin

Kamu dilde var idi zabt-u usül
Bunlara düşmüşidi cümle ukul

Türk diline kimsene bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi

Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yoli ulu menzilleri

Öncelikle Türkler için faydalı olma arzusu, daha sonra da halkın gösterdiği arzu ve istek üzerine şairlerin Türkçe’yi kullanmaları, Türkçe’nin yaşamasına ve edebi dil olarak gelişmesine imkan vermiştir. Aşık Paşa’dan sonra gelen şairler de halka yararlı olma gayesi ile yazdıkları şiirlerini Türkçe yazma ihtiyacı hissetmişlerdir. Ancak bunlarda zaman zaman Türkçe’nin darlığı ve yetmezliğinden yakınmışlardır.  Oysa Türkçe ile eser meydana getirilebileceği çok daha önceden ortaya konulmuştur. Kaşgarlı Mahmut’un Xll. y.yılda  yazdığı Divan-ı Lügat_üt Türk’ü bu eserlerden biridir. Kaşgarlı Mahmut bu sözlüğünde gerek kaydettiği kelimeler ve gerekse getirdiği örneklerde, Türk dilinin zenginliğini  ve genişliğini ortaya koymuştur.
Millet olarak kendi dilimize sahip çıkmak ve dilimizi doğru ve güzel bir şekilde yeni nesillerimize öğretmek mecburiyetindeyiz.Yoksa bu gün İngilizce’nin dilimiz üzerindeki etkisi gibi, yarında bir başka dilin etkisi ve baskısı altında kalabiliriz. Dilimizi kanununla koruyup kollamak, yalnızca resmi kurumların  işi olmamalıdır. Başta eğitim kurumlarımızın ve aile içinde anne ve babaların bir görevi olarak Türkçe’yi çocuklarımıza düzgün bir şekilde öğretmek görevimiz olmalıdır.




YUNUS EMRE’DE DİL

Anadolu Selçukluları döneminde din, devlet işleri ile ilmi sahadaki yapılan bütün çalışmalarda Arapça, edebi sahadaki çalışmalarda ise Farsça etkisini göstermirtir. Bu dönemde Selçukluların merkezi Konya’da  Büyük mutasavvıf Hz.Mevlana ve oğlu Sultan Veled  eserlerini Farsça yazmışlardır.  Türkçe mısraları Mevlana’da çok az, oğlu Sultan Veled’de ise Mevlana’dan biraz daha çok görmekteyiz.
 Böyle bir ortamda Ahmet Fakih, Şeyyad Hazma, Hoca Dehhani, Gülşehri ve Aşık Paşa gibi şairler yetişerek Anadolu’da Türk Divan Edebiyatını başlatmışlardır. Aşık Paşanın ifadesi ile Türk Diline kimsenin bakmadığı, Türk’ün dahi edebi dil olarak kendi diline pek itibar etmediği bir devirdi. Bu şairler ise Türkçe’yi yeni bir dil olarak geliştirmeye  ve işlemeye başladılar.
 Bu dönemde başta Selçuklular olmak üzere bütün Anadolu’da devlet ricali ve ilim adamlarının Arapça ve Farsça ağırlıklı olarak konuşmaları ve yazmalarına milli bir tepki olarak 13. Mayıs 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey  Konya’yı zaptedince tellal çağırtarak Türkçe konuşulmasını emreden ünlü fermanında “Şimder giru hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türk dilinden gayri dil  söylemeye”  diyerek  ferman yayınlamıştır.
 İşte  Yunus Emre’de  Anadolu’da Türkçe’nin istiklali için gayret edip, çaba sarf edenlerdendir.Yunus Emre  Türkçe’yi son derece güzel kullanıp işleyen ve geliştiren bir şairdir. Dili  eşsiz bir kudret ve hünerle  kullanan  Yunus’un şiirinde   Türkçe en güzel şeklini almıştır. Yunus halkın dilini en güzel bir şekilde kullanmıştır. Türkçe’nin bir edebiyat ve kültür dili olmasında  Yunus’un hizmeti son derece büyüktür. Yunus sade bir dil kullandığından, halk onu yüzyıllar boyunca severek okumuş ve ilahilerini dilinden hiç düşürmemiştir. Türk Milleti Yunus’ta hem milli dilini ve hem de iç dünyasını bulmuştur. Türk Milletinin Yunus’a karşı bu denli saygı duymasının temelinde hem milli dil, hem de milletin inandığı değerlere sahip çıkıp yaşamak yatmaktadır. Yunus’un kullandığı dil sadedir. Bununla birlikte O, devrinin Türkçe’sinde var olan ve halk tarafından da anlaşılan Arapça ve Farsça kelimeleri de kullanmıştır.
 Yunus’un şiirlerinde halk şöyleyiş ve deyimleri, Türkçe’ye girmiş ve Türkçe ‘leşmiş Arapça ve Farsça kelimeler, devrinin kültürünü yansıtan bilhassa din- tasavvuf ilişkisini açıklayan ifade ve unsurları bol miktarda bulmak mümkündür. Bu durum öyle bir medeniyetin ve kültürün içinde bulunmanın   sonucudur. Ancak bu da ölçüsüz değildir. Halk dilindeki kadar ve halkın kullandığı kadardır.
 Dil, yaşayan ve zamanla değişikliğe uğrayan bir nesnedir. Bu gün bile, dedenin torununu anlamakta güçlük çektiği dikkate alındığında;  Yunus Emre’nin  bundan 700 yıl önce yaşamasına rağmen ne kadar sade bir dil kullandığı anlaşılmaktadır.
 Yunus Emre Türkçe söyleyen zamanının  şairlerinden farklı olarak  Türk Tekke Tasavvuf Edebiyatı geleneğini  başlatmış ve bu sahada  Türkçe’yi  büyük bir kudret ve hünerle kullanmıştır.  

 

SONUÇ: 

Türkiye’de 15 yerde kabri veya makamı bulunan Yunus Emre Hazretleri gerek manevi büyüklüğü ve gerekse Müslüman Türk insanının gönlünde oluşturduğu sevgi nedeniyle kendisine sahip çıkma ve kendisine bir makam veya kabir oluşturma isteği doğurmuştur. Bu nedenle tarihte geçmiş Yunus isimli bir zatın veya herhangi bir zatın kabri zamanla yunus Emre’ye isnat edilmiştir.

Bunlar içerisinde gerek halk arasında dolaşan rivayetler ve gerekse tarihi belgelerde Karaman ve Eskişehir(Sivrihisar-Sarı Köy) öne çıkmıştır.UNESCO tarafından 1991 yılının “Yunus Emre Sevgi Yılı” ilan edilmesi sebebiyle Kültür Bakanlığı tarafından çıkarılan  Yunus Emre broşüründe “Türk Milletinin yetiştirdiği en büyük şairlerdendir.Hayatı ve kimliğine dair henüz kesin bilgiler bulunmamaktadır. Karaman veya Eskişehir-Sarıköylü oluşu meselesi hala çözülememiştir. Anadolu’da onbeş ayrı yerde mezarı olduğu ileri sürülen Yunus Emre kendisine duyulan sevgiden dolayı paylaşılamamaktadır. Bu nedenle ya  yunus isminde o bölgede yaşamış bir şahsın kabri zamanla Yunus Emre olarak değişikliğe uğramış ve Yunus Emre olarak nakil yolu ile dilden dile nakledilerek gelmiş veya Yunus Emre adına orada bir makam oluşturulmuştur.

         Ancak şunu söylemek gerekirse gerek tarihi belgeler ve el yazması eserler ve gerekse akli deliller Yunus Emre’nin yaşadığı bölgenin Karaman olduğunu ve kabrinin burada olduğunu göstermektedir.  Bütün buna rağmen Yunus Emre Müslüman Türk şairi, mutasavvıfı ve bilginidir. Bu yönü ile bütün bir millet olarak Yunus’a sahip çıkabiliriz ve Yunus, Türk milletinin yetiştirdiği dünya çapında meşhur bir Müslüman Türk büyüğüdür. Ancak Yunus Emre bütün tarihi belgelerin ve kaynakların işaret ettiği gibi Karaman’lıdır ve türbesi  Karaman'dadır.

YUNUS EMRE’NİN ESERLERİ:

YUNUS DİVANLARI:

1-Fatih Nüshası:

 Yunus Emre’nin en çok bilinen eseri Divan’ıdır.Fakat bu eserin aslını veya en eski nüshasını  tespit etmek çok zordur. Yunus Emre divanı’nın  Türkiye, dünya veya şahıs kütüphanelerinde elliden fazla yazma nüshası bulunmaktadır. Bu eserler daha sonra şifahi olarak derlenmiş veya bir yazmadan istinsah edilmiş nüshalardır.
 Bugüne kadar yapılan araştırmalarda Yunus Emre’nin kendi kaleminden çıkmış bir nüshaya rastlanmamıştır. Eski ve yeni el yazması Yunus Emre divanları içinde 15. y.y.da istinsah edildiği anlaşılan  Süleymaniye Kütüphanesi- Fatih bölümünde bulunan el yazması nüshadır.
 Fatih nüshası istinsah tarihi belli olmamakla birlikte, yazı karakteri, imla ve kağıt özellikleri  yönüyle 15. y.y özelliklerdi arzetmektedir. Huruf-u Hece usulüne göre tertip edilen bu eser,  her yönüyle 15. y.y özelliklerdi arz etmektedir. Huruf-u Hece usulüne göre tertip edilen bu eser, bilinen Yunus Emre Divanlarının  en iyisidir, ancak istinsah edeni bilinmemektedir. Bu eser Süleymaniye Kütüphanesi- Fatih Kitapları bölümünde 3889 no’da kayıtlıdır. 210 yapraklı olan Divan nesih yazılı olup, içinde 203 adet şiir bulunmaktadır. 

2-Nuruosmaniye Nüshası:

Nuruosmaniye Kütüphanesi 4904 no’da kayıtlıdır. 315 yapraktan müteşekkildir ve içerisinde 219 adet şiir  bulunmaktadır. İstinsah tarihi  H.940, M.1534 dür.

3-Yahya Efendi Nüshası:

 Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Hahmud Efendi bölümünde 3480 no’da kayıtlıdır. 107 yapraktan oluşan  bu Divan’da 302 şiir yer almaktadır. 16.y.y.da istinsah edilmiştir.

4- Karaman Nüshası :



Karaman nüshası olarak bilinen  bu nüsha Merhum Baha Kayserilioğlu’nun elindeki nüshadır.

5-Balıkesir Nüshası:

 Bu nüsha Balıkesir İl Halk Kütüphanesi  451 no’da kayıtlıdır.

6-Niyazı Mısri nüshası:


Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Kütüphanesinde 303 numarada kayıtlıdır. Şerh-i Gazel-i Yunus Emre adlı bu nüsha H.1127 tarihinde istinsah edilmiş olup, 16 yapraktan oluşmuş ve nesih yazı ile yazılmıştır.



7-Bursa Nüshası:

 

Bursa İl Halk Kütüphanesi Eski Eserler Bölümünde 882 numarada kayıtlıdır. Nesih Yazı ile yazılmış olan bu nüshada 120 şiir bulunmaktadır ve 53 yapraktan oluşmuştur.



RİSALET-ÜN NUSHİYYE (Ögütler Risalesi):

Mesnevi biçiminde, aruz ölçüsü ile yazılmış bu şiir  573 beyittir.  Başta 13 beyitlik  bir başlangıçtan sonra, kısa bir düz yazı vardır. Arkasından destanlar gelir. Destanlarda  Ruh, Nefis, Kanaat, Gazap, Sabır, Haset, Cimrilik, Akıl konuları işlenir.   Öğretici ve öğüt verici bir eserdir. Risalenin sonunda yazıldığına göre “Söze tarih yedi yüz yediydi” mısraından  H.707 de M. 1307 veya 1308 da yazıldığı  anlaşılmaktadır.