banner56

Hoş Geldin Ey Şehr-i Ramazan

(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.

Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

On bir ayın sultanı. Yüreğimizde teravih namazlarını birlikte kılamamanın, arka safta namaza durup caminin içinde koşan çocukları görememenin, birlikte camide mukabele okuyamamanın hüznü var.

Her zaman büyüklerimizden işittiğimiz “ah nerede o eski ramazanlar?” ifadesini bugün hep birlikte diyoruz. “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna ikramda bulunsun.” hadis-i şerifi üzerine hep birlikte yaptığımız iftarların, muhabbetlerimizi artıran sohbetlerimizin burukluğu var içimizde.

Ama biliyoruz ki bu günler de geçecek ve tekrardan o günlerde gelecek.

Bir gün fahri kainat efendimiz (sav) bir Cuma günü minbere çıkarken üç defa amin demiş ve hutbe bittikten sonra  "Yâ Rasûlallah! Minbere çıktığınız da  'âmin' dediniz, bunu neden söylediniz?" diyerek sebebini sorduklarında Allah Rasulü:
"Cebrail (a.s.) üç dua etti, ben de onlara amin dedim.

- Birinci basamakta Cebrail (a.s.) geldi: 'Annesi, babası veya sadece onlardan birine sağ ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!' dedi, ben de amin dedim.”

- İkinci basamakta "Cebrail (as): 'Birisi senin adın anıldığı zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun!.. Onun burnu yere sürünsün!' dedi. Ben de ona amin dedim."
- “Üçüncü basamakta"Cebrail (as): 'Ramazana eriştiği halde bir insan, Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah'ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah'ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula! Burnu yerde sürtünsün!' diye  dua etti. Ben de ona amin dedim.”

Ramazan ayı  sadece aç kalmaktan ibaret değil; bütün azalar ile birlikte Allah’ın hoşnut olmadığı davranışlardan vazgeçmektir.

Ramazan bağışlanma ayıdır, mağfiret ayıdır. Dargın gönülleri fethetmenin , gönüller arasında köprü kurmanın adıdır Ramazan ayı.

Ramazan ayı hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’in ayıdır. 11 ayın muhasebesini yapmaktır.

Öyleyse geliniz; yaşlılıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, ölmeden önce hayatın muhasebesini yapalım.

Ömrün muhasebesini yapabilmenin en iyi yolu zamanın bir nimet olduğunu, bunu boşa geçirmenin, heba etmenin vebal olduğunu bilmektir. Mısırlı bir şairin: “Kalp atışları insana, hayat dakikalar ve saniyelerdir  der” ifadesinde olduğu gibi; insan, zamana bu şekilde akıp giden dakikalar ve saniyeler gibi bakabilse, hayatını planlar, boşa zaman geçirmez, vaktini hayırlı ve gerekli işlere ayırır. 

Yaratılış gayesine uygun işlerin peşinde koşar. Bu durum üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin koca bir yılı düşündüğünde daha önümde uzun bir zaman var deyip de sonrasında her bir ders için ayırması gereken zamanı hesaplayıp planlama yaptığında aslında boşa geçirecek vaktinin olmadığını anlaması gibidir.

Bir saniyenin değerini bir kazadan sağ çıkan birisi bilir.

Bir milisaniyenin değerini anlamak için ,olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sormak  gerekir.

Vakit kimse için beklemez. O sebepledir ki sahip olduğumuz her dakikanın kıymetini bilmeliyiz.

Zaman hızlı bir şekilde akıp gidiyor, İçinde bulunduğumuz rehavet ise bizi hüsrana sürüklüyor. 

Her yılın başında evimize astığımız takvimin yaprağını her gün birer birer koparıyoruz. Takvim bitiyor, yenisini asıyoruz. Geceler gündüzü, günler ayı, aylar yılları kovalarken; aslında geçenin bir ömürden ibaret olduğunu göz ardı ediyoruz. 
Takvim yapraklarının birer birer koparak tükendiği gibi, insan ömrü de gün be gün sona doğru gitmez mi?

Hz. Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet günündeki en büyük arz, huzura alınma için gerekli güzel hazırlıklarınızı yapınız. O gün huzura alınırsınız, öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak.”  

Durum böyle olacağı için muhasebe iyi yapılmalı. Yanlış hesap iflasa sürükler ve hesap ölmeden önce yapılmalı. Zira tövbe etmeye bile fırsat bulamayabiliriz. Zaten öldükten sonra telafi etmeye fırsat da olmayacak.

Öyleyse aldığımız nefesi verebilmenin dahi meçhul olduğu sayılı ömrümüz birer birer tükenirken muhasebemizi iyi yapmamız gerekmektedir. Unutmayalım! Yanlış hesap bizi müsriflerden  kılar, hüsrana sürükler. 

O halde geliniz Ramazan ayını fırsat bilerek tövbe ve istiğfarda bulunalım.

Ramazan ayının aç kalmaktan ibaret olmadığını; bütün beden ile oruç tutulması gerektiğinin bilincinde olarak geçmiş zamanımızı muhasebe ederek bağışlanma dileyelim.

Çünkü Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. (Nisa suresi/99)

YORUM EKLE

banner23

banner22