banner56

Karaman Romanı Tel Kadın 2.Baskı Çıkıyor

Karaman Romanı Tel Kadın 2.Baskı Çıkıyor

  1. Bir Karaman Romanı Tel Kadın 2.Baskısı Aralık ayında çıkıyor. Karaman’ın değerli Büyüğü Muammer Baran oğlu Yazar Hasan Baran Telkadın Romanı ikinci baskısı çıkıyor.



Bu değerli eserde olan  romanda olayların geçtiği mekanın Karaman olması kitap severler için güzel bir eser.Tel kadının Aktekke meydanından Karadağa, Hisar mahallesinden Karaman Kalesine, Helvacılar Sokağından İsmet Paşa caddesine romanda geçen mekanlar kişilerin Karaman olması ayrı bir güzellik katıyor romana.

HASAN BARAN, TELKADIN ROMANI / KARAMAN.NET.TR /ÖZEL HABER
Yazar Hasan Baran yaptığı yazılı açıklamada;  Çok kıymetli Karamanlı hemşehrilerim ve sayfa arkadaşlarım, merakla beklediğiniz eski Karaman’ı anlatan 'telkadın' romanımın ikinci baskısı yılbaşından önce, 'bizim kitaplar' yayınları tarafından yapılacaktır efendim.... 2.baskısı yayınlanınca kitapçılardan veya internet kanalıyla bizim kitaplar yayınları sitesinden temin edebilirsiniz. Türkiye’de ve dünyada, Karaman’ımızı tanıtan bir kültür elçisi olabilirsem ne mutlu bana efendim. sevgi ve hürmetlerimle. Karamanlı yazar Hasan BARAN
Bir Karaman kitabı olan telkadın romanımın ikinci baskısının ilk imza gününü de Akteke Camisi’nin önündeki meydanda yapacağım.

İKİNCİ BASKI BİR BÖLÜM 

Aktekke Camii’nin önündeki ulu çınar ağacının dalları geniş alanı kaplamıştı. Işıklı dallarıyla zamana ve Karaman’a bakıyordu. Çınarın dalları Karaman’ın üstünü, gökyüzünü örtüyordu. Kökleri uzaklara, Mut’a, Silifke’ye, Anamur’a, Alanya’ya kadar uzanmıştı. Selçukluları, Karamanoğullarını, Osmanlıları görmüştü. Emir Musa, Horasan’dan Karaman’a yerleşmeye gelen Mevlânâ’nın babası Baha Veled’i burada karşılamıştı.

Mevlânâ çocukluğunu ve gençliğini bu çınarın gölgesinde yaşamış, tahsil ve terbiyesini burada almış, Gevher Nesibe Sultan’la burada evlenmiş, oğulları Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi burada doğmuş, annesini, bir kardeşini ve birçok yakınını bu çınarın altına sırlamıştı. Yunus Emre ise yükünü burada yıkmış, Urum’u, Şam’ı, yukarı illeri, kamuyu “Şâr’dan Şâr’a” gezdikten sonra burada dinlenmeye varmıştı. Bu çınar, bin yıl Karaman toprağında onurla yaşamıştı.

Kökleri boğum boğum, toprağa duyduğu aşktan ve kederden yıldızlaşmıştı, yıldız doluydu: insan yıldızlarıyla. Anadolu’nun yiğitleri erenleri gürül gürül akıyordu gövdesinden, yeryüzü efsanelerinden ve zamandan gölgeler. Anadolu’nun geçmişi: Selçukluların, Karamanoğullarının, Osmanlıların gölgeleri dökülüyordu dallarından.

Atlar, Karadağ’ın şarkısıydı



HASAN BARAN, TELKADIN ROMANI / KARAMAN.NET.TR /ÖZEL HABER
İKİNCİ BASKIYA HAZIRLIKTAN BİR BÖLÜM


Atlar, Karadağ’ın şarkısıydı.
Atlar, büyülü, görülmemiş ışıkla akıyordu dağdan aşağı.
Birden atlarla bulutlanıveriyordu ova, binlerce, sise buluta kesmiş atın kişnemesi yiten bir yankı bırakıyordu geride. Uzun kıvrık boynuzlu keçiler, dizi dizi sıçanlar, tavşanlar, gölgesi bile öldüren çıngıraklı yılanlar, ıslık çalan, kuyruğu kamçılılar kaçıyordu önlerinden.


Atlar şahlanarak uçuyorlardı. Bu atlar sanki rüzgârdan yaratılmıştı rüzgârın gücü hızı bu atlara geçmişti. Toprak atların toynakları altında sarsılıyordu. Atlar kişneyerek geçiyor, atların ağızlarından salyalar, köpükler fışkırıyordu. Atların toynakları birbirine sürtünüyor, yeleleri, kuyrukları birbirine değiyordu. Terden sırılsıklam atların toynakları kayalarda çınlıyor, kayıyor, kıvılcımlar çıkartıyordu. Işığa kesiyordu Karadağ. Güçlü, hırslı at kişnemeleri ovanın dört bir yönüne dağılıyordu. Atlar uğunuyor, aşktan göklere çıkıyor, oynamaya başlıyor, çevikleşiyorlardı. Ateşten daha kızıl ya da ak köpükten daha beyaz yeleleri, mavi mor dağ sisinde kuvvetli, arkalarında tayları, oradan oraya uçarcasına, tozu dumana katarak… hançer yemiş, bir yerleri acıyormuş gibi
deli deli kişneyip, toprağın kanına, tozun kokusuna karışarak kâh görünüyor, kâh kayboluyorlardı. Hışım gibi bir rüzgâra… soluk vermeden, durmadan esen bir rüzgâra benziyorlardı… yoğun bir ışık gibi döne döne, pırıltılarını savurarak etrafa yayılıyorlardı.
Soylu hızlı koşan atların ışıkla, rüzgârla yarışan halleri… ‘özgürlük’ dansı, insanoğlunun tahrip eden tüketen, azaltan yanına rağmen yeniden var olmanın, var etmenin, yeni başlangıçların kutlaması gibiydi.
Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2017, 18:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER