Çocukluğum geldi aklıma birden, köyde çocuk olmak, dağların, çayırların, ovaların, kuşların, ağaçların, keçilerin, kuzuların arasında büyümek demek,
Karnın acıktığında dalından sabah koparılmış kan kırmızısı bir domates ve sumat altına saklanmış olan bir ekmeği kapıp onu oyun oynarken yemek.

Tüm köy çocuklarını tanımak, kan kardeşi olmak, onlarla derede yüzmek ,inek , koyun, kuzu, keçileri gütmek onlar otlarken bekleyen köpekle oynamak, akşamüstü köye dönmek,lastik ayakkabı içinde ayaklarının kapkara olmasından gocunmamak , hava azıcık soğuk olsa hasta olmamak, kışın tişörtle, yazın kazakla bile gezebilmek ve bir kere bile öksürmemek, ancak olağanüstü durumlarda hasta olmak, meyvenin sebzenin hormonsuzuyla beslenmek, taze yumurta ve sütle kahvaltı yapabilmek.

Yazları toprak damda bulgur sergisi beklerken yıldızlara, gökyüzüne, dolunaya karşı uyumak, damda beraber yatılan komşu çocuklarıyla cin peri hikayeleri anlatıp korkmak, orada çekirdek çitlemek, çok hareketli rüyalarda kendini kaptırıp aşağı düşüp ayağını kırmak, kırılan ayağı ‘sınıkcı İmam Ali dayının ,Goçluk deyzenin iyileştirmesi, bir an önce iyileşip ayağa kalkmak,
Yazları köyün camisindeki Kur’an kursuna gitmek, sesi güzel olanların ezan okuması, hocayı kandırıp dersten kaçıp Haceli bendine yüzmeye gitmek.

Komşu çocuklarıyla çeşmeden su taşımaya gitmek, giderken bidonları birbirine, kafalara, yerlere vurup sesler çıkartmak, çeşme çok oynayınca dayak yemek Bekçi Ali dayıdan,
Sinemaya gitmek için para biriktirmek, biriktirilecek kadar para olmazsa biletçiyi atlatıp içeri girmek, o da olmazsa damı sinemaya bakan bir komşu çocuğunu kandırıp damda filmi seyretmek, ertesi gün Cüneyt Arkın gibi dövüşmeye çalışmak, toprak damların çelenlerinden söktüğümüz kamışların ucuna gazoz kapağından eğdiğimiz uçları ok yapıp , evden kaçırılan yufka oklavasını filmlerdeki gibi tutup diğer çocuklarla savaşçılık oynamak demek.
Minderlerden yastıklardan yün çıkartıp gizlice, Şevket dayıya ,tavukları gözleyip sıcağı sıcağıyla bulduğun yumurtayı Bakkal Peri Dayıya satıp, mat şekerle mutlu olmak
Kış gelince eldivensiz kar topu oynayabilmek, Dede yokuşundan,Söbü sokağından ,Pırasacı yokuşundan, civcik sokağından çuval eskisi veya ileğenle kaymak, kayarken bağırmak, yolun sonunda sana çarpacak bir arabanın olmaması, karların üzerine yatıp gökyüzünü seyretmek, hasta olunca annenin gaz lambasının fitilinin yanık ucundan dalına gaz yağı sürüp yoğun bakım uygulaması, iyileşir iyileşmez kırık ileğeni alıp bayırlara çıkmak, sen kayarken köpeklerin sana yetişmeye çalışması, sonra karların eriyip baharın yüzünü göstermesi,
Arkbaşında tandırevinde ekmek yapan Alvanlı Ayşa Deyzenin ekmek kokusuna misafir olup sıkma ve böreklerini davetsizce yiyebilmek kızlı erkekli tüm mahalle ,komşu kapısını sormadan açıp öndüç almak ne lazımsa ,
Sobasında ateşin uzun kış geceleri boyunca hiç sönmediği, ahşap kokulu odalarda uyumaktır köyde çocuk olmak, yerlerine el dokuması halis yün kilimlerin serildiği, sedirine oturanların sırtlarını yaslaması için yastıkların dizi dizi sıralandığı, duvarlarında geyik motifleriyle süslü halının karşısında bir tüfeğin asılı olduğu, küçük dolaplarında cezve, kahve fincanı ve tabakların sıralandığı, camlarından dağların görüldüğü, yürürken tahtaların ses çıkardığı, yağmur yağarken bütün pıt pıt seslerinin duyulduğu köy evlerinde çocukluğunu geçirmek demektir.

Köyde çocuk olmak , çamurlu, taşlı uzun yollardan yürüyüp okula gitmek, okulda herkesin aynı şiveyle konuşması, öğretmenin anlattıklarını dinlerken okul sonrası yapılacakların hayalinin kurulması, okuldaki çocukların çoğunun fakir olması, ayakkabıları yırtıksa birbirini ayıplamaması, çünkü çoğunun ayakkabısının eski olması, kızların yakalarının dantel olması, öğretmen ders anlatırken köpeklerin, koyunların, ineklerin, kedilerin, tavukların, hindilerin seslerinin duyulması, kimsenin bunu yadırgamaması, şehirdeki çocuklar gibi hayvan bitki isimlerinin öğretilmemesi, köy usulü konuşma dilinin yazma dilinden farklı olması, öğrencilerin öğretmene yufka, bazlama, gözleme, yoğurt, tereyağ, süt göndermesi, kimbilir hangi okuldan mezun olup gelmiş öğretmenin yılmadan ders anlatması, öğretmenin çocuklardan el işi kağıtları, hamurlar, pahalı boyalar istememesi, resim dersinde herkesin köyün resmini yapması ,kenardan akan bir dere, ortada tek katlı bir ev, ilerde dağlar, en tepede bulutlar ve güneşle o resmi yaparken aynı zamanda şehirdeki çocukların da herhangi bir resim yapılması istendiğinde o resmi yaptığını bilmemesi, az ödevle eve dönülmesi, gaz lambası ışığı altında ödevin yapılması demek köyde çocuk olmak.

Köyde çocuk olmak hiç büyümek istememek, oyun saatinin hiç bitmemesi, mevsimlerin farkına varmak demek, ağaçların isimlerini bilmek, kavgada iyi dövüşmek, ellerin o yaşta bile nasırlı olması, yanakların al, için tertemiz olması demek.
Köyde çocuk olmak kirlenmemiş bir dünyada hayatı geçirmek, hayattan çok şey beklememek, daha fazlasını istememek, büyüyünce yaralanmamak, yaralanmayacak kadar güçlü ve temiz bir içe sahip olmak demek.
Mevsimlerin, doğanın, yaşadığının farkında olmak demek köyde çocuk olmak.

Sami ÖZMEN

Fotoğraf: ŞARLAK MAHALLESİ 1975

Facebook Yorumlar

Facebook Yorumlar