BİLGİYE VE İNSANA SAYGI GÖSTERİLMELİ DEĞİLMİ? Yazdır e-Posta
Cumartesi, 16 Ağustos 2008
Evvelden bize büyüklerimiz anlatırdı. Bizim köyümüzde bundan 80 100 sene önceleri köyümüzün büyük camisinde 2-3 saf sarıklı ve cübbeli hoca bulunurmuş.

Bunlara sene boyunca bir hafta bile vaaz etme sırası gelmezdi derlerdi. Bu kadar hocanın içinde çok bilgili biri varmış ki, ona Nakıbın Mehmet Efendi hoca derlermiş. Eğer vaaz eden hocalardan birisi kürsüde ola ki bilmeden yanlış bir şey söyler veya yanlış bir fetva verirse Mehmet Efendi hoca kimseye bir şey söylemeden kalkar evine gidermiş. Onun kalkıp gittiğini gören vaiz bir yanlışı olduğunu anlar namaz çıkışı hemen hoca efendinin evine gider. Ona hatasını sorar oda efendi falan yerde hata yaptın yanlış mana verdin bilmeyen seni dinler onlar için bir sorun yok ama benim için sorumluluk var ben seni dinlerde şayet uyarmaz isem Allah benden bunun hesabını sorar. Bu hatayı düzelt bir daha yapma dermiş oda hocasına teşekkür eder hatasını düzeltmeye çalışırmış. Uyarıcı hocanın şanı herkesten fazla yükselirmiş.
Geçenlerde şehrimizde bir sivil toplum kuruluşunun mutat olarak yaptığı sohbet toplantılarından birinde bulunuyorduk.
Günün konuşmacısı ilahiyatçı prof Dr unvanı ile kutlu doğum haftasını ve peygamber efendimizi ve sahih hadislerinin yazılı olduğu kitaplardan dinleyicilere bahsediyor, gayet akıcı bir lisan ile gayet güzel anlatıyor, 50–60 kişilik hazirun hepimizde edebi terbiye ile vaizi dinliyorduk. Dersine iyi çalışmış hatip efendi konulara hâkimdi. Hazırlıklıda olunca sohbet gayet tatlı devam etti sohbet esnasında hatip efendinin haricinde orada bulunan bir dinleyicide gayet samimi katılımlar yaparak söze karıştı. Hatip efendi gayet sakin olarak onun sözlerini de dinledi. Bir başka emekli eğitimci ilahiyatçı dinleyici ağabeyimiz hatip efendiye bir soru tevcih etti.  O da soruyu gayet açıklayıcı bir dille anlattı bizde memnun ve tatmin olduk sanırım. Yalnız konuşma esnasında da lafa birkaç kez katılan prof unvanlı eğitimci bir başka hocamız söz alarak hatip efendinin bazı konularda ak dediğine kara deme cesaretini gösteriverdi. Bu durum bizleri de tedirginliğe sevk etti. Ben isim zikretmeyi ahlaki bulmadığım şahısların isimini vermiyorum affınıza sığınırım. Benim insanlık ve edep anlayışıma göre orada durum şöyle olmalıydı. Bu zatı muhterem Prof hemen anında tepki gösterip hatip efendiyi yanlış lamadan toplantıyı düzenleyen o kuruluşun Başkanından bir başka güne program talep etse idi birde o prof ağabey bu konuları bizlere anlatsaydı daha iyi daha saygın ve harikulade olurdu kanaatindeyim.
Biraz profesörlüğün ve yaş büyüklüğünün verdiği cesaretimiydi bilmiyorum ama hocam hem hatibin ve hem de soru soran emekli eğitimci ağabeyimizin onurunu kırdı. Aslında kırılan kendi onuruydu sanırım. Şimdi eskiden şöyle bir kıssa dinlemiştim onu hatırladım Nakledeyim. Musa Aleyhisselam zamanında olduğunu anlatırlardı eskilerden duymuştum. Musa peygamber bir gün bir beldeden geçerken orada koyun otlatmakta olan bir çoban görür. Çoban kendine göre Rabbisi ne ibadet etmektedir. Musa peygamber bir kenarda çobanı izler. Çoban, ey Allah ım sana nasıl hizmet edeyim çoraplarını gönder yıkayayım elbiselerini gönder yıkayayım ayaklarını yıkayayım sana hangi yemeği seversen ondan pişireyim sana meyve yedireyim diyormuş. Musa, peygamber, adama sen ne yapıyorsun demiş? Adam, Allah a dua ediyorum deyince öyle dua olmaz. Allahın çorabı yok, elbisesi yok, yemez içmez senin yemeğine ve meyvene ihtiyacı yok, böyle dua edilmez. Ya nasıl dua edeyim ya Musa der adam? Musa peygamber ona bazı dualar söyler işte böyle dua et der. Ama Adam Musa peygamber gittikten sonra onun söylediği duayı unutur. Ama ne var ki eski duayı da söyleyemez çünkü ona Musa A. S. günah dedi bu bir peygamber. Adam arada kalır hicabından rabbine duayı keser. Musa peygamber bir gün Turi sinaya Allah a bin bir kelamı danışmaya gittiğinde. Allah ü zülcelâl ya Musa ben kulumun zannı üzereyim kulum bana nasıl isterse öyle dua etsin. Bak sen o çobanlık yapan kuluma öyle dua etme yanlış yapıyorsun dedin. O da bana bir daha dua edemez oldu ben onun duasını öyle kabul ediyordum demiş.  Şimdi bize kim ne diyecek, acaba biz şimdi. Bunların Hangisine, prof doktorun dediğine mi uyacağız öbür profesörün dediğine mi bilmem.
Birisi ak diyor, birisi kara / Hangisine inansın bu fukara. 

İsmail desteli

 
< Önceki   Sonraki >
Karaman Kent Günlüğü